Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şeytan, bir tahrip dehâsı, bir aldatma ve çarpık gösterme ustasıdır. İnsanı gurura, hayâle, çirkini güzel göstermeye sevk eder; böylece iç dengeleri alt üst eder ve gerçeğin çehresini değiştirir.
Şeytan, her şeyden önce insanın düşmanıdır; Allah'ın düşmanı değil. Şeytan'ın Allah karşısındaki tavrı, isyan ve nimete nankörlük tavrıdır.
Yani Şeytan Allah'ın dengi değil, bendesi, kuludur. Asi, nankör bir kuludur. Kur'an bu noktanın altını çizmekte, varlık ve oluşta iki ilâh veya yaratıcı kudret tasavvuruna imkan vermemek peşindedir.
İblis ve Şeytan aynı varlığın veya kuvvetin iki adıdır. Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz:
Şeytan İblis'in faal hâle geçişinde aldığı ad, kuvvetlerinin tümüne verilen ad; İblis de, Şeytan denen karanlık ve şer kuvvetlerinin kaynağı, babası olan varlığın özel adıdır.
"N'oldu bu gönlüm n'oldu bu gönlüm
Derd-u gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm"
Derd-u gam ile dolup yanan bu gönüller nasıl yanmada derman bulabilirdi ki?!..
Şeytan bu soruyu zihnime fısıldayarak nasıl da zehrini gönlüme zerk ediyordu iki yıl önce. Halbuki;
"Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?.." ayetiyle uyarılıyorduk evvelden."
Mallardan ve canlardan eksiltilmek suretiyle sınanacağımızı biliyorduk. Tedbir üzerimize emir olsa da takdire mânî olamayacağının mütevekkil duruşu içerisinde olmamız gerektiğini de...
"Gelse celâlinden cefa,
Yahut cemâlinden vefa,
İkisi de cana sefa..."
Suçu başkalarına atmakla eksilen malların ve canların geri gelmeyeceğini bilsek de şeytanî bir tavırla suçu başkalarına yükleme gafletinde bulunabiliyor insanoğlu.
Her nesnenin bitimi vardı lakin her nesnenin yıkımıyla birlikte enkaza dönüşen gönüllere şahitlik ettik 6 şubatta. Şimdi de Gazze'nin enkazlarından şehadete yükselen gerçek mü'minûn ve mü'ninâta şahitlik ediyoruz. Doğu Türkistan'ın sessiz çığlıklarına sağırlaşan kulaklara şahitlik ediyoruz.
Bir de onların bizim hakkımızdaki şahitlikleri...
Her sarsıntı beni 17 Ağustos gecesine götürür.
6 Şubat'ı yaşayanlarda o gecenin dehşetinin zamanla etkisinin azalacağını ama bu acı ve korkunun bitmeyeceğini biliyorum.
Cennet yanmada derman arayıp da bulmaya gayret edenlerin olacaktır inşaallah...
"Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi.
Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındır."
Yukarıya aldığım dörtlük 6 şubatta vefat eden bir baba ve kızın seslendirdiği dizelerdir.