Sonra biz gideriz. Kapanıp yazdığımız ne varsa yolumuz olur. Kalbimiz çoktan teşnedir uzaklara. Yalnızlığımızı harf harf dolduran insanlar ete kemiğe bürünür. Buğulu bir sabah ineriz, başka hayatların şehirlerine. Gece, bir iç sızısı olarak geçmiştir. Simitçilerin , çay ocaklarının, bir avuç büfelerin , otobüslerden çok önce uyandığı terli bir garajda, bir incelik , mahmur gülümser. Harflerin hayatı, üç-beş ‘meczup’la hayatın kalbi oluverir birden.
Hakkari’dir, Sinop’tur, Antakya’dır, Malatya’dır, Çanakkale’dir …
Yazımızın konukları, ev sahibimizdir.
Üniversite 1. Sınıfta sunum yapmak yerine şiir okumayı tercih etmiştim. Ve o şiir ☺️
SENİN KORKULARINI
BENİM İNCELİĞİMİ
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede, ne güz
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
Kendi sesiyle silinmek.
Birdenbire büyümesi
Gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
Saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Sahip olamadıklarımıza çok fazla odaklanmaktan da vazgeçmemiz gerek. Şu an sahip olduğumuz her ne varsa, şunu kabullenmeyi öğrenmeliyiz ki, onsuz hayatta kalamazdık; biz onun fakir’iyiz.