...yeni teknolojilere dair huzursuzluğumuz, bunların işe yarayıp yaramamasıyla alakalı değil; esas mesele özerklik. Bu türden servislere kayıt olup yeni cihazları satın almamızın altında basit sebepler yatıyordu ilk başta; eş dostun yapıp ettiklerine bakmak veyahut telefon ile müzikçaları ayrı ayrı taşımamak gibi sebeplerdi bunlar. Ne var ki yıllar içinde bu araçların etkisine gitgide daha çok girdik ve zamanımızı nasıl geçirdiğimizi, nasıl hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı gitgide daha çok belirlemelerine izin verdik.
Hayatlarımıza doldurduğumuz gereksiz şeylerin toplam maliyeti, bu kalabalığı oluşturan parçaların getirdiğini ufak kazançları fersah fersah aşıyor çoğu zaman.
Tüm bunlardan dünyada iki insan ırkı olduğu sonucuna varabiliriz. Sadece iki: Düzgün insanların oluşturduğu “ırk” ve ahlaksızların “ırkı.” İkisi de her yerdeydi, toplumdaki tüm gruplara sızmış haldelerdi. Hiçbir grup tamamen düzgün ya da tamamen ahlaksız insanlardan oluşmuyordu. Bu anlamda hiçbir grup “saf ırk” değildi...
...umutsuz insanlara hayattan ne beklediğimizin önemi olmadığını, önemli olanın hayatın bizden ne beklediği olduğunu öğretmemiz gerekir. Hayatın anlamını sorup durmak yerine, kendimizi her gün ve her saat yaşam tarafından sınanan insanlar olarak düşünmemiz gerekir.
Finis kelimesi Latincede iki anlama gelir: Son veya bitiş ve ulaşılacak bir hedef. Kendi “geçici varoluşunun” sonunu göremeyen insan, hayatta nihai bir hedefi de amaçlayamıyordu.