Felsefenin temelinde yatan anlam arayisi Alan de Botton’un da temel meselesi. Bu kitabinda da daha once uzerine sadece gezi rehberleri, gezi gunlukleri veya seyahatname olarak ele alinan seyahati konu edinmis ve yaptigimiz sehayatlerin arkasindaki duygularimiza tercuman olmaya calismistir. Bunu da yine kendisinin sıkça yaptigi gibi eşsiz isimlerden yardım alarak başarmıştır.
Viyana’da bir kitap-kafede rastlamıştım bu kitaba. Tam da yolculuk halindeyken. Uçakları anlatırken uçaktayken, doğayı anlatırken doğadayken.. Bugün Güney Fransa’yı dolanırken de elime aldım ve yolculuğumla birlikte keyifle tamamladım. Herkesi çok da ilgilendirmeyecek bir yığın bilgi içeriyor olabilir, ancak Botton’un edebiyat kabiliyeti hiç bir paragrafı atlattırmıyor. Herkesin yine kendine ait birkaç cümleden fazlasını bulacağı bir kitap. Hem bilgi, hem sorgulama, hem edebiyat, hem de kendisiyle keyifli saatler... iyi okumalar...
Hızla yol almak merminin hedefe ulaşmasını kolaylaştırmaz; gerçek bir insan olmak isteyenler yavaş gitmekten zarar gelmeyeceğini bilmelidir, çünkü insanın zaferi gitmekte değil var olmaktadır.
İçine koca bir tutam aşk serpiştirilmiş edebiyatın, felsefeyle başarılı bir şekilde harmanlanmış haliydi elimdeki bu kitap. Aşk nedir, kimdedir, nerededir..? Önce romantik yazgıcılığa bağlarız bizi gelip bulduğunda, çünkü yazgıya en çok romantik yaşantımızda özlem duyarız. Aşık olduğumuz kişiyle tanışmamız ve sonradan yaşanacaklar sanki kaderin bir oyunudur. Sırf ben ve o, ‘biz’ olalım diye denk gelmişizdir o gün birbirimize. O ilk birlikte paylaşılan anlar önce eşsiz hikayelere, sonra mistik olaylara aktarılır. Çünkü aşk mistizm gerektirir. Kime aşık olduğumuzun önemi var mıdır o saatten sonra? O insan kimdir sahiden? Belki de aşka, aşık olmaya, sevmeye, sevilmeye dair duyduğumuz özlem sayesinde yarattığımız bir kimliktir? Sahi, aşık olunan, kendi realitesinde de tüm zamanların en mükemmeli midir? Peki aşk ihtiyacı nedir: varoluşumuzun kanıtını sosyal bir varlık olarak arayan bizlerin sevildiğini idrak etmek buna yardımcı olabilir mi? Yoksa psikolojik bir yanılsamadan mı ibarettir bizdeki bu aşk ihtiyacı? Aşk nedir bilmeseydik nasıl tanımlardık bu duyguyu?
Tek bir aşk hikayesinden yola çıktığı için belli sınırlar dahilinde tuttuğunu düşündüğümden kitabın ortasında elimden bırakmayı düşünürken, biraz daha derinlemesine bakınca kendimi içinde buldum.
Kalbin, ruhun, mantığın labirentleri zorlanıyor; yine de bir kısıtlılık halinin söz konusu olduğunu görmek okuru üzerinde daha da düşünmeye sevk ediyor. Zira kimin hikayesi aynı ki.. ya da hepimiz mutlaka bir parça nasipleniyoruz gülüşlerimiz ve göz yaşlarımızın tadı ayrı olsa da…
Yüreklerimizin yükünü taşıyan ruh, bir gün sormaz mı: üzerime bindirdiğin aşk yükleri beni geçmişe bağlıyor, bu nostalji hali şimdiden geleceğe erişmemde engel teşkil ediyor, şimdiye ise hep geriden geliyorum. Be insaf! -ahh ruhum, peki ne