“Üstelik o zamanlar bir insanın hayatına girmenin, büyülerle doku bir yeraltı labirentine girmeye benzediğini, birisinin hayatına girdiğinde oradan girdiğin insan olarak çıkmayacağını henüz bilmiyordum.”
İnceleme yapıp yapmamakta biraz tereddütte düştüğüm bir kitap oldu ama okunması gerekiyor diye düşünüyorum. Birazcık milliyetçi bir damarınız varsa hoşlanacağınız bir kitap olacaktır. Çünkü yirmi asker ve bir yüzbaşı vasıtasıyla hem vatanı için bütün zorluklara gögüs geren gözlerini kırpmadan ikarüs gibi güneşe korkusuzca uçan savaşçıların fedakarlıklarını hem de psikolojilerini gerçekçi olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Bir kez daha hepsine minnet duyuyorsunuz. Askerlerin iç seslerine çok fazla yer verilmediğini düşünüyordum bunu onlara verilen görevlere odaklanlanmalarına bağladım okurken, sadece uyku tutmamasıyla, kendi aralarında pek konuşmamalarıyla hissettiriliyor hepsinin düşüncesini kendilerine sakladığı. Ama sonra ayağı ciddi şekilde yaralanan bir komando tüm arkadaşlarından durumu saklayıp hiç sıkıntısını sezdirmeyince insan aydınlanıyor ve ne mesaj vermeye çalıştığını anlıyor yazarın: ayağının eziyetini bile profesyonelce gizleyip yan bile basmayan adam düşüncelerini hiç açık etmez diyorsunuz kendi kendinize.
Allah ayaklarıma taş değdirmesin ama tek eleştirim inşallah laf yemem :) belki öyle yetiştiriliyorlardır onu da bilemeyeceğim ama askerlerin hepsinde savaşmayanlara bir üstten bakma hakim. Savaşmayanların, fiziksel olarak mücadele etmeyenlerin düşüncelerine karşı kibirli bir ön yargıyla siz nerden bileceksiniz düşüncesi okuyucunun gözüne sokulmuş. Belki yönetimdekiler eleştiriliyordur ama ben halk eleştiriliyor gibi algıladım ve üzerime alındım. Eğer her şey sadece aktif savaşmakla olsaydı Çanakkale savaşında fiilen yer alan ve asker olan Ahmet Haşim bireysel konulu şiirler yerine vatan konulu şiirler yazardı ki Ahmet Haşim’in hiç milli konulu şiiri yoktur, hepsi bireyseldir. Aynı mantıkla hiç savaşmamış cephe yüzü görmemiş genel işi