Demir Ökçe , yalnızca bir distopya değil, aynı zamanda sosyal adaletsizlik, sınıf mücadelesi ve toplumsal yozlaşma üzerine yapılan bir tür evrensel tartışmadır. Londra'nın toplumunun kapsamını ve yaygın olarak uygulanan zalim yönetimini tasvir etmesi, günümüzde bile koruduğunu koruyan bir göstergedir. Okuyucuya, toplumsal yapıların sorgulanması ve değişim için ne kadar çabanın şeklinin şekli üzerine önemli sorulara yönelilmiştir.
Eğer toplumsal eşitliksizlik, devrim ve totalliter sistemlere işaret eden bir romanda, Demir Ökçe kesinlikle okumanız gereken eserlerden biridir.
Andreyev’in Rusya’nın Rus-Japon Savaşı’ndan (1904) ağır bir yenilgiyle çıkmasının ardından kaleme aldığı Kızıl Kahkaha, savaşın akıl almaz mezalimi üzerine yazılmış en sarsıcı metinlerden biridir. Bir Rus subayının Mançurya’daki korkunç taarruz sırasında tuttuğu bölük pörçük günlük, onun ölümünden sonra savaşa katılmayan kardeşi tarafından tamamlanır. Genç subay kendi ordusunun mermilerine hedef olarak bacaklarını yitirmiştir. “Kızıl Kahkaha” onun için yaralı, sakatlanmış, paramparça bedenlerin; “kanla kızıllaşan toprakların” simgesidir: “Dünya çıldırdığında böyle gülmeye başlar.” Savaş alanındaki vahşet, hem sonu gelmeyen yürüyüşün tükettiği askerleri hem de bütün bu acılar karşısında büyük bir acze düşen doktorları delirtmiştir. Subayın kardeşi savaşı dışarıdan izlese de ölümü ve acıyı kanıksayıp duyarsızlaşmış, o da tıpkı subay gibi akıl sağlığını yitirmiştir. Savaş öyle akıl dışı bir hale gelmiştir ki oğlunun korkunç bir ölümle can verdiğini gazetelerde okuyan bir ana, bir ay boyunca ondan mektup alır. Ölülere ölülerden mektup gelir. Kızıl Kahkaha, giderek toplu bir cinnete dönüşen savaşın yol açtığı muazzam yıkımın, altüst ettiği hayatların, insanlıktan çıkıp deliliğe sığınanların trajik öyküsüdür.
Eserin en önemli özelliği, Sigmund Freud'un daha sonraki çalışmalarında oldukça önemli önemli bir kavram haline gelecek olan "ego ideali" kavramının ilk kez bu eserde kullanılmasıdır. Eserde, kişinin sahip olmayı arzuladığı benliği tanımlayan "ego ideali" kavramı ve narsisizm arasındaki ilişki bütün boyutlarıyla ele alınmıştır.
Ve çağdaşı olduğu Alfred Adler, Carl Gustav Jung gibi psikiyatristlerin ortaya koyduğu farklı kavramlara bir alternatif sunar
Bu kitap zengin baba felsefesinin bir parçasıdır: oku, tartış,çalış... Ve tekrar tartış.
Özellikle teknolojinin, robotların ve global bir ekonominin kuralları değiştirdiği bir dünyada, zengin olmak için yüksek gelirinizin olması gerektiği efsanesini çürütür.
Ve en çok da bize okul sistemlerinin parayla ilgili öğretiklerine neden güvenmememiz gerektiğini hatırlatır ve bu önemli yeteneğin neden bugün hiç olmadığı kadar önemli olduğunu açıklar.
Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar vermesine rağmen aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koymuştur. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine girmiştir. Hegel'de en üst noktasına ulaşan akıl ve sistem felsefesine karşı bireyin varoluşunun akıldışılığını, paradoksunu ortaya çıkarmıştır. Gençlik yapıtı Korku ve Titreme 'de İbrahim Peygamber'in oğlunu Tanrı'ya kurban etme girişimini betimleme yoluyla varoluşun kaçınılmaz sonucu olan inancın akıldışı, paradoksal, anlaşılmaz yanını çok çarpıcı bir biçimde vermiştir. İnanç akılla açıklanamaz. İnancın içinde varoluşun gizeminin akıldışılığı vardır.
İnsan sonlu varlığının içine kapanır ve mutluluğu bu sonluluğun içinde ararsa umutsuzluğa düşer, çünkü onu yaratan güçle olan bağlantısını kesmiştir. Kierkegaard kendi umutsuzluğunun ve diğer insanların umutsuzluğunun kaynağını, varlığın aşkın (transandan) yanıyla olan ilişkisinin kesilmesinde görür; çünkü "insan sonsuzluk ile sonlunun, geçici ile kalıcının, özgürlük ile zorunluluğun bir sentezidir."
O hâlde umutsuzluk evrenseldir, çünkü insan sonluluk-tan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleştirir. Umutsuzluk kaçınılmazdır, insanın, karşıtların bir sentezi olmasının, daha doğrusu diyalektik bir varlık oluşunun bir gereğidir. Sonlu varlığı ile sonsuz varlığı arasına sıkışan insan kendi olma sürecini umutsuzluk içinde yaşar.
Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. "Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen, ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hâli içindedir. "Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur." Umutsuzluğun özü