Demir Ökçe

·
Okunma
·
Beğeni
·
43,8bin
Gösterim
Adı:
Demir Ökçe
Baskı tarihi:
19 Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758870042
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Iron Heel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beda Yayınları
Bu, Demir Ökçe'nin hesabını çok aşıyordu; provokatör ajanlar çok ileri gitmişlerdi. Yine de her şey Demir Ökçe'ye yaradı. Kendi hazırladığı isyanda subayların öldürülmesi, yapcağı işlerde onu haklı çıkarıyordu... (Arka Kapak'tan)
318 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"KALE KÜÇÜK - AYI BÜYÜK .. BİR CİNLİK YAPMALIYIM " derken bakın neler oldu, nerelere geldiler ?!?!

Evet bir kiritikle daha beraberiz PAPİÇULOLAR!!! Uzun müddet evvel okuduğum ama kritiğini yapmak için Jack London ' ın hayatını okumayı beklediğimden dolayı ertelediğim kitaplardan bir tanesi daha .. Konu az uzunca , toparlamaya calışıcam kısaca..hemen başlayalım o yüzden ..

Biliyorsunuz sanayi devrimini ilk önce tamamlayan ülke İngilizlerdi.. 1730 larda tekstil sektöründe çalışanlar ( başlıca onlar ama geri kalan neredeyse tüm nüfus ) krik-kraklarla efenime söyliyeyim eti balık krakerlerle beslenmeye çalışan anorexia nervosaya tutulmuş su aygırları kıvamında yaşıyorlardı çünkü üretim aletleri yetersiz , basit ve az sayıdaydı..Küçük topluluklar halinde çalışıp üretimi yükseltmeye çalışıyorlardı..Üretim az , beslenecek boğaz çok olduğundan kelli herkes sefalet içerisinde yaşıyordu zira beslenecek nüfusun büyüklüğünün aksine pasta küçük olduğu için dilimde küçüktü ( ETİCİN REKLAMINDA KALEDE DURAN AYI MİSALİ İŞTE... KALE KÜÇÜK AYI BÜYÜKTÜ BİR CİNLİK DÜŞÜNMELİYDİLER!!) ..Bu onları bir dizi icat yapmaya itti.. Basit düzenekler ilkel makineleri , ilkel makinelerle artan üretimse işgücündeki eksikliği ve enerji ihtiyacını açığa çıkardı.. Sonrasında buharlı makineler ve pistonlar , fosil yakıtlarla fabrikalar , elektrik falan fistan gülistan derken ta bugünlere gelindi. İnsanoğlu üretimi arttırıp kısmen karnını doyurmuştu doyurmasına ama bu kez de üretilen ürünün satımı ile balla tatlanan ağızlar paranın bağımlısı olmuşlardı..Pazar ve hammadde arayışı derken insanoğlu gözünü bir türlü doyuramadığı bir başka canavar yaratmış oldu..Kapitalizm! Bu doymak bilmez canavarı halkların yararına kullanıyoruz diyerek sözde dizginleyen işverenler pipetlere varıncaya kadar işçi ve emek sınıfının kanını hüplettiler.. Sonra onlar da günümüzde halen daha devam eden düzenlerin temellerini atıp birleştiler..vampirik holdingler- karteller ve anemi aromalı tröstler meydana getirip tüm dünyaya yayıldılar..Biz bu canavarın ilk evrimini gerçekleştirmeden önceki günleri ile, 800'lerin sonu 900'lerin başı ile ilgilenicez ve Amerika' ya gidicez..
800lerin 3. çeyreğinde doğmuş ve 900 lerin başında kenevir atölyelerinde çalışmakta olan iri yapılı gürbüz bir genç vardı..İlk başlarda o da sirkülasyonu karşılıksız emek ve kanla sağlanan çarklar arasında kalıp öğütüldü..Kenevir tezgahlarına kolunu bacağını kaptıranları gördü ..Yeri geldi emeğinin karşılığını alamadı ,yeri geldi aç kaldı..O günlerini hiç unutmadı ve ünlü bir yazar olarak anılmaya başladığı günlerde, konuşma yapması için davetli olarak gittiği bir seminerde bu canavarın kalbinin attığı eyaletlerden birinde tüm işveren sınıfına ve din adamlarına ateş püskürdü..Yaptığı cidden büyük cesaret isteyen fakat kodamanlar tarafından kabul edilemez bir işti.. Çünkü YENİ EMPERYALİZM henüz doymaktan çooook uzaktı .. Bir önceki yüzyılda imparatorluk kuranların tümü Avrupa ülkeleriydi .. artık daha zenginlerdi ve fetihler için istekte dahil HERŞEYE sahiptiler..PARA , BUHARLI GEMİLER , TÜFEKLER VE AÇGÖZLÜLÜK ..Ve tahmin edileceği üzere bu kurucu babalar çayda çıra eşliğinde buharlı gemilerle çıkılan seferler sonucu yoksul ve geri kalmış ülkeleri kelimenin tam anlamıyla bir bir YUTTULAR!! Pamuk , kauçuk , pirinç gibi temel besin ve ihtiyac maddelerine gereksinimleri vardı ve ürettikleri mallar için pazar istiyorlardı..Ama aynı zamanda gittikleri yerde başkaları üzerinde egemen olmayı da amaçlıyorlardı.. Bu yüzden gittikleri yerlere yanlarında MİSYONERLERİ de götürdüler..Diğer ülkeler de bunu copy -paste ederek uygulamaya geçirdi..bunlardan biri Japonya diğeri ise Amerika idi..Ve tahmin ettiğiniz üzere toplantı da bu yamyamlara ayar veren gencin ismi JACK LONDON ' dı.. Muazzam bir karalama kampanyası başlatıldı kendisi için.. İşte bu kampanyanın başlatıldığı günleri kelimenin tam anlamıyla zindan ettiler kendisine.. Yine de yılmadı. O açgözlüleri ve onlarla kader birliği yapan kiliseyi de DEMİR ÖKÇE adını verdiği hamura katıp yoğurup bu muazzam sistem eleştirisini romanlaştırdı..bizlere ulaştırdı (bkz : sonrasında UÇURUM İNSANLAR - #18738047 ile de ikinci bir tokat vurdu).. Hep söylüyorum yine söyleyeceğim : Jack London hayatı boyunca ne yaşadıysa onu yazdı.. Böyle bir eserin o dönem için yazılmış olması korkunç bir cüret ve meydan okuyuş.. King Kong ' un yüreğine mantar kırıp sote de yapsan herkesin harcı değil ..Velhasılkelam , kitabı alıp okuyacaklar sizler de kitabı elinize aldığınızda işveren ve emek sınıfının mücadelesine ve bir devrime şahitlik yapacaksınız ..Bu gözü dönmüş puro tellendiren kodamanların para ve güç için sınırları ne kadar esnetip yeri geldiğinde nasıl ortadan kaldırdıklarını tecrübe edeceksiniz.. ve en ama en önemlisi distopik denen bu romanın günümüzdeki sistemle nasıl birebir örtüştüğünü göreceksiniz .. son sözüm : SEN ÇOK YAŞA AMERİKALI VİKİNG .. SEN ÇOK YAŞA !!


Buraya kadar yılmadan okuyan herkes için gelsin.. Ahu Tuğba söylüyor : Buyur Gel "MIRNIK" (?!?!?!?!!!!) albümüne isim veren parça !!!!

https://www.youtube.com/watch?v=l_OJuG0nbpk

Not : bir başka incelememde çocukluğumda bu albümle yollarımızın nasıl kesiştiğini de anlatacağım .. Esen ve İŞSİZ kalınız !!!
289 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap iyi/lik ile kötü/lük arasındaki sonsuz mücadeleyi anlatan inanılmaz bir Distopya örneği. Bu roman güçlü bir aşkın, cesaretin ve fedakarlığın hikayesi.

Hak, hukuk, bağımsızlık, sosyal adalet ve eşitlik, daha iyi yaşam vb. istek ve düşüncelerden bahseden insanların başlarına gelenler, ezilen ve sömürülen işçi ve emekçi kesimi, satın alınan sendikalar ve patronlar, bunların bekçiliğini yapan din adamları ve adalet sistemi...

Şu bir gerçek ki Oligarşik zulüm çok güçlü bir şekilde var olmaya devam ediyor. Yaşadığınız dünyaya bir bakın, yüz yıl önce yüz yıl sonra değişen ne var ?

Kitabı okurken yaşadığınız yer ve zamanla bağdaştırmalar yapacaksınız.

İyi okumalar
320 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Demir Ökçe, distopya edebiyatının ilk örneği olarak kabul ediliyor. Jack London bu romanında -ki bu eserin ne kadar roman olduğu tartışılır çünkü daha çok öğretici bir dile sahip- ağır bir kapitalist sistem eleştirisi yapıyor. İşçi sınıfının içinde bulunduğu koşullar gayet basit bir dille anlatılmış. Jack London’ın sosyalist görüşte olduğu bilinen bir gerçek ve bunu eserine de yansıtmış. Özetlemek gerekirse eser, kapitalizmin demir ökçe olarak işçi sınıfını ezmesini ve proletarya ile tröstlerin mücadelesini anlatıyor.
320 syf.
·6 günde·8/10 puan
London, garip adam doğrusu... Seneler öncesinden bütün bunları öngörebilmek ilginç bir feraset ister. Bunu alıp kitaplaştırmak aşırı bir cesaret ister, hele o dönemde... Gönül isterdi ki, tüm bunlar bir ütopya olsaydı ve biz bunları okuduktan sonra, kitabı kapatıp, dehşet içinde, önümüze bakıp düşünüyor olsaydık şimdi. Tıpkı Orwell'ın 1984'ünde yaptığımız gibi...

Sizlere önce kitabın dilinden söz etmek istiyorum. Kitabı çeviren sevgili çevirmenimiz Levent Cinemre'ye şükranlarımı sunuyorum. "Bu kadarı da olur muymuş" dedim kitabın çok yerinde. Sanki bizim dilimizde yazılmış bir kitaptı. Cümle kalıpları o kadar güzel oturtulmuştu ki, hayran kalmamak elde değildi. Zaten İş Bankası Kültür Yayınları'nın çevirmenleri harika. Eğer okuyacaksanız kesinlikle oradan alıp okuyun derim.

Kitabın içeriğine gelecek olursak:
1) Kitapta o zamanın Amerika'sında bizim sendikalarımız benzeri kuruluşlar mevcutmuş, tabiki bu zamandaki sendikalar, o kuruluşların devamı niteliğinde. Şöyle bir cümle geçti okuduğum paragrafta, "Ya bize katılırsın, ya da açlıktan ölürsün!" O ilgili pasajı okuduğumda, aklıma günümüzden, bizzat kendi hayatımın içinden bir örnek geldi. Babam 2010 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyordu, o sıra bütün işçiler sendikalarından çok memnunlardı. Ama mevcut hükümet, işçileri bu şekilde fazla sömüremediğinden dolayı, herkese zorla sendikasını değiştirtmişti. Babam diretince, ona da "Ya sendikanı değiştirirsin, ya da işten çıkarsın," denilmişti. O sıra babam çok psikolojik baskı görmüştü, gerçekten zor günler yaşamıştık. Bu dayatmanın yıllar yıllar öncesinden, çok farklı kıtalarda dahi hüküm sürdüğünü okuduğumda, gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü insanların sömürülmesi çok farklı bir şeydir ve sömürülen, dayatmayla bir şeyler yaptırılan sizseniz, dertdaşlarınızı gördüğünüzde kendinizi tutamamanız çok normal olacaktır...

2)Kitapta sık sık "Oligarşi'yi bitirelim, yerine Sosyalizm getirelim, daha müreffeh bir yaşama sahip olacağız, " gibi cümleler gördüm. Aklıma yine Orwell'ın kaleminden olan "Hayvan Çiftliği" geldi. Orada da insanlara devrim yapıp daha adil yaşayabileceğini zanneden bir güruh vardı. Ama daha sonra tam aksi istikamette, insanlardan daha zalim olan sürüyü görmüştük. "Dünyanın düzeni böyle, biz her zaman yönetileceğiz ve başımızdakiler kendi çıkarları için insanlara zulmedecek," gibi bir çıkarsama yapmak istemiyorum, tek çare Adil Bir Düzen'in oluşturulmasıdır, diyorum...


3)Kitabın sonlarına doğru bir satırda şu cümleyi okudum: "Sadece mahkemelerin, efendilerin elinde olması bile yeter." Aklıma hemen ülkemizin geçen ay geçirdiği süreç geldi.
Mevcut hükümetin YSK'yı elinde tutması, mahkemeler, yasama-yürütme, ve daha niceleri...
Bizden şeyler, gördüğümüz şeyler, içimizden şeyler. Ha kapitalist, ha sosyalist, ha muhafazakar-demokrat olmuşsun, pek bir anlamı yok, insanını sömürüp, hakkını teslim etmedikten sonra...

4)Aslına bakarsanız biz, kitapta bahsedilenlerden, o zamanlar "ütopya, asla gerçekleşemez" olarak görülenlerden kat kat fazlasını gördük. O yüzden kitap ütopya tarzı bir kitap diye alınıp okunmamalı, tarihi değer taşıyan bir eser olarak görülmeli,ve öyle alınıp okunmalı...
Nasıl ki, bu yazılanlar olmayacak, olamayacak şeyler gibi yazıldıysa, Orwell da 1984'ü bu şekilde yazmıştı. Ve biz nasıl şuan "Ohooo bu da bir şey mi, biz nelerini gördük" diyorsak, ileriki nesillerin de 1984'ü ya da Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sını da okuduklarında aynı bizim verdiğimiz tepkiyi vermelerinden nasıl korktuğumu gelin siz düşünün...

Diyeceksiniz ki eee, bu kadar yazdın çizdin, bunun çözümü ne ola ki? Madem öyle ben de size bir soru sorayım: Bu kadar çok farklı amacın, birbiriyle bu kadar çelişkili çıkarın olduğu, bu kadar ihtilafın bulunduğu bir yerde dayanışma içinde olabileceğimizi bekleyebilir miyiz?

Tavsiye ederim.
Göreceğimiz daha güzel, güneşli günler dilerim...
312 syf.
·7 günde·8/10 puan
Demir Ökçe, kapitalizmin toplum üzerindeki etkisini ve sosyalizmle olan savaşını Avis Everhard gözünden okuyuculara sunuyor. Yazarın gerçek dünyaya oldukça paralel olarak kurguladığı dünya işçi sınıfını, toplumun alt tabakasını ve alt ve üst tabaka arasındaki büyük uçurumu çok güzel gözler önüne seriyor. Kitaba ilk başladığınızda Ernest Everhard kitabın başkahramanı ve yaşanan olaylarda sarsılmaz yeri olan bir karakter gibi görünse de öyle değil aslında. Avis Everhard (anlatıcımız) toplumun üst tabakalarında yer alan ve Ernest ile tanışana kadar ustaca örtülen perdenin arkasındakileri görmeyen bir kız. Ernest ile tanıştıktan sonra toplumun alt sınıflarında yaşananlara tanık oluyor ve yaşadığı hayatı sorgulamaya başlıyor. Avis'in gerçekleri görmeye başlaması ile biz okurlar da bu gerçeklere tanık oluyor ve üst tabaka ile alt tabakanın sınıf mücadelesine dahil oluyoruz.

Kitap bu toplum yapısı ve gerçekleri açısından oldukça ürpertici bir gerçekliğe sahip, daha önce düşünmemiş bile olsanız kitabı okurken yazanların çoğunun bugünde geçerli olduğunu, kapitalizmin yönettiği toplumda insan ayrımının nasıl yapıldığını, emeğin ne kadar kolay harcanabilir olduğunu ve değerinin asla karşılanmadığını çok iyi anlıyorsunuz. Kitabın bu kısımlarında daha önce bilmediğim şeyler anlatılmıyordu ancak bir kez daha okumak ve London'ın çarpıcı dilinden okumak beni bir kez daha çarptı.

Kitapta Ernest Everhard oldukça abartılan bir karakterdi ve bundan çok hoşlanmadım, bu kitabın gerçekçiliğine gölge düşüren bir durumdu, sanki yazar tüm iyi ve güçlü karakteristik özellikleri Ernest'te toplamaya çalışmıştı ki bu derece mükemmeliyet gerçekçilikten ödün vermeye sebep oluyor. Bu abartı dışında kitaptaki karakterler ayrı ayrı oldukça ilgi çekiciydi, Ernest'in ilk başlar yaptığı uzun konuşmalara karşı inanların verdiği tepkiler zaman zaman gerçek dışı ve yazarın abartısı gibi gelse de bu konuşmaları okumak oldukça bilgilendiriciydi.

Demir Ökçe, kurgusuyla, karakteri ile ve anlatmak istedikleriyle oldukça güzel ve insanı doyuran bir kitaptı. Oku-geç roman olarak okursanız sevme ihtimalinizin oldukça düşük olduğunu düşünüyorum, yazarın anlatmak istediğine kulak vererek ve düşünerek okursanız hem seveceğiniz hem de size bir şeyler katabilecek nitelikte bir roman.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/2016/05/demir-okce.html
320 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle Jack London ve Demir Ökçe bana bi kaç satırlık müsaade etsinler :)

Bir kaç incelemem kaldırılmış ve ben de "küstüm":)). Ama yılın son incelemesin de sizi algılarda zorlayacak bir incelemeden mahrum bırakmayayım dedim...Beklentiyi düşük tutun yine de ;)...

Geldim Jack başlayalım, yoksa Ernest mi ya da Martin mi desem bilemedim, zira kitap baş kahramanı yazar ve Martin Eden kitabında ki kahramanla aynı kişiler olduğunu düşünüyorum. Bir kurgudan ibaret olmasına rağmen, bir çok yazara da yol gösteren bir olgu olmuştur. Modern kölelik her yüzyılda hüküm sürmüştür, kitabın o dönemin kapitalist sistemine bir dur deme çabası olarak görünse de bugünün oligarşi statüsünden ne farkı var ki dedirtiyor insana...

Hadi hep birlikte hiyerarşik düzeni bir nokta da birleştirelim, eşitlik olsun diye elele verelim, kim karşı çıkar az çok tahmin edebilirsiniz değil mi(?) "Karnım doysun pastam dursun" zihniyeti var bu düzende, yüzyıllardır süregelen düzen asla değişime uğramadan şekil ve koltuk değiştirmiştir, haklı hakkını hakkıyla aramaya başladığı anda susturulur onun yolundakilerin yolu kesilir.

Çoğunluk ise bu haksız yönetime ses çıkarmadan sürü psikolojisiyle hareket edip kurdun azabına uğramaktan korkmuştur.

Biz bu yaşama mahkum edildik, ve bu doğrultuda sürdürmeye de devam edeceğiz. İsteyen sussun isteyen konuşsun, her koyun bacağının bedelini kendi ödüyor nasıl olsa...

Yeni yılda farkındalığımın artacağı daha çok kitap okumak dileğiyle, Farklı bakış açısı farklı fakat haklı zihniyetlere denk gelme isteğiyle "seneye görüşürüz" :) yazmasam olmazdı...

Okur kalın...
336 syf.
·18 günde·8/10 puan
Bitti! Ve ben çok üzgünüm :(
Bir kitap bu kadar gerçeği anlatabilir. Bu kadar kendi içine hapsedebilir. Gerçek dünyadan koptuğum bu kitapla, gerçek dünyanın ikizinde buldum kendimi. Tam bir paradoks yaşadım. Kitabı okumam süresince " Bütün bunlar gerçek! " hissine kapıldım. Ve bana kalan şey yine aynı his. Kitap bitti ve ben hala " Bütün bunlar gerçek!" diyorum. Notlar kısmını okuyana kadar bunu dedim. Yine de diyorum.

Affınıza sığınarak Notlar kısmını alıntılayacağım.
"Günümüzde Jack London, daha çok Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Deniz Kurdu romanları ve macera öyküleriyle hatırlanır. Ancak London'ın, bir maceracı olmanın yanı sıra, sosyal ve politik olaylarla da yakından ilgilendiği bilinmektedir. Demir Ökçe, didaktik bir roman. 20. yüzyılın başında, sosyalizmin kavram ve görüşlerini Platon diyalogları tekniğini hatırlatan bir yoldan "öğretiyor". Öte yandan metin, yazılışından yaklaşık 20-30 yıl sonra Avrupa'da ete kemiğe bürünen faşizmin de "ayak seslerini" duyuruyor okura. Sosyalist Ernest Everhard'ın eşi Avis, olayları, geçmişe bakan bir tanık gözüyle anlatıyor, onun varlığı, ayrıca romanın duygusal boyutunu da tamamlıyor. Metne 'sözde' 2700'lü yıllarda "eklenmiş" dipnotlar, romanı bilimkurgu türüne de yaklaştırıyor.
Demir Ökçe: Bir dönemin tanıklığı."

Son cümlede geçtiği gibi " Bir devrin tanıklığı" oldu benim icin bu kitap. Yalnız beni dünyadan nefret ettirmeye yetti. Zaten dünyayı sevdirebilmiş bir kitap halen mevcut değil ya da ben raslamadım. Varsa öyle bir kitap önerilere açığım. Ama bildiklerimle ne kadar mutlu olunabilir sorgulanır. Herhalde keyif aldığım tek sey kitapların cesurca söyledikleri.

Teşekkür ederim Jack London. Benim yerime haykırdığın için.
336 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kapitalizmin ve getirdiği despotluğun, nasıl işlediğini, çarkların işleyişindeki acımasızlığı gösteren bir eser. London'un ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösteren bu roman, sosyalist tavrını en net şekilde koyarak yazdığı distopik eseridir. Günümüzde dahi olayların nasıl işlediğini net bir şekilde ortaya koyması, medyanın toplumu istemedikleri bir şekilde nasıl tuzağa çektiğini bu eser içerisinde bulabilirsiniz.
320 syf.
·35 günde·Beğendi·9/10 puan
İncelemeye başlamadan evvel, Jack London’ın zihnide oluşturduğu ve ‘Demir Ökçe’ romanına da uyarlamış olduğu Ernest Everhard karakterine teşekkürlerimi ve şükranlarımı iletiyorum :)

‘Demir Ökçe’ kitabı ile tanışmama vesile olan Yorgun demokrat hocama ise, teşekkürlerimi iletiyorum.

Kitabı ilk olarak Dorlion yayınlarından okumaya başladım. Daha doğrusu kitabı satın almak için gittiğim yerde başka alternatif bir yayınevi bulunmuyordu. Kitaptaki çeviri hataları ve yazım yanlışlarını ile karşılaştığım ilk anda, kendimi şöyle avuttum “Belki de ilerleyen sayfalarda düzelir.” Lakin sayfalar ilerledikçe, görmüş oldum ki Dorlion yayınevi eseri çevirirken ve metne dökerken katletmiş.

Sonrasında kitabı okuduğum sayfada bırakıp, Dorlion Yayınevi ile iletişime geçmeye karar verdim. Kendilerine kitap hakkında bir mail gönderdim, lakin zahmet edip mailime dönüş sağlamadılar. Tabi ki bu beni yıldırmadı, yayınevi firmasının iletişim için kullandıkları cep telefon numarasını bulup, WhatsApp uygulaması üzerinden mesaj gönderdim. (https://i.hizliresim.com/bVJXn8.png) Mesajlarımı gördükleri halde yine cevap yazmadılar.

Artık tam anlamıyla çileden çıkmıştım. Yayınevini aradım. Ne kadar özensiz ve yazım hataları ile dolu bir kitabı piyasaya sürdüklerini sesli olarak dile getirdim.

Telefonu kapattıktan sonra, anladım ki çeviri kitaplarında kült olmuş yayınevlerinin dışına çıkmak, düpedüz ahmaklıkmış.

İnternet'ten İş Bankası Kültür Yayınlarına ait olan, baskısını istettim ‘Demir Ökçe’ kitabının. Kitap elime ulaştığında, ilk sayfadan başlayarak tekrar okudum. Çevirideki kalitenin ve dilin özenli bir şekilde kullanıldığının da farkına varmış oldum. Artık yayınevi meselesini de çözdüğümüze göre kitabı incelemeye başlayalım.

Kitabın başlangıcında şöyle bir söz yer alıyor; “Acılarla dolu bu dünya tiyatrosunda peş peşe geçen sahneler insana elem verir. Biraz sabret; Yazarımız beşinci perdede, bakarsın bu vahşi oyunun anlamını gösterir.” Bu söz okurların dikkatini çekmek için, kitabın en ilk sayfasına eklenmişti. Nitekim de bahsi geçtiği gibi 5.perdede yani 5.bölümde(Bilge Aşıkları) bahsi geçen ve yaşanan olaylar örgüsü yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı.

Bilge Aşıkları bölümümden sonra alevlenen olaylar örgüsü daha da artarak devam etti. Spoiler vermekten korktuğum için, konuları kısarak anlatıyorum. Jack London ‘Demir Ökçe’ kitabında kapitalist sistemin, bizlere dayatmış ve yaşatmış olduğu olaylar döngüsünden bahsediyor. Kapitalizm tüm çıplaklığı ile okurların gözleri önüne seriliyor.

İşçi sınıfının ne gibi elem verici hadiseler yaşadığından sık sık söz ediliyor. Kapitalist sınıfın, proletarya sınıfı üzerindeki, korkunç hükmünü ve baskısını dile getiriyor London. Düzenin değişmesin aslında bilinçlenme ve haykırma yolundan geçeceğini, defaatle vurgulamaktan asla çekinmiyor ve bıkmıyordu, o güzel karakter Ernest Everhard.

Everhard sosyalizmi sonuna kadar savunuyor, kapitalizmin karşısında ise, bir beton kadar sağlam bir tutum sergiliyordu. Gerek zekası ile gerek cesareti ile Ernest Everhard tam anlamıyla toplum için gönderilmiş bir kurtarıcı niteliklerini bünyesinde taşıyordu. Kapitalizmin işçilerin üzerindeki vahşi etkisini yok etmek için, sarf ettiği çaba ve gayreti beni büyülemiş ve kendine hayran bırakmıştı.

Olaylar döngüsü o kadar sürükleyiciydi ki, kitabın bitmesinden korktuğum ve doya doya kavramak istediğim için, sayfaları yavaş yavaş okuyarak ilerledim. Sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum; ‘Demir Ökçe’ kitabı modern klasikler arasında, başı çekebilecek harika bir eser. Mutlaka okunması gerektiği kanaatindeyim vesselam.
Saygılarımla…


Kitapta hoşuma giden bazı alıntılar;

"Her biriniz, kendine özgü düşleriyle, kendine özgü arzularıyla yarattığı evrende yaşıyor. İçinde yaşadığınız bu gerçek dünya konusunda hiçbir şey bilmiyorsunuz ve düşüncenizin, gerçek içinde ancak bir mantık sapıklık olayı olarak bir yeri olabilir" (Sayfa - 12 - İş Bankası Kültür Yayınları)

"Her biriniz, kendine özgü düşleriyle, kendine özgü arzularıyla yarattığı evrende yaşıyor. İçinde yaşadığınız bu gerçek dünya konusunda hiçbir şey bilmiyorsunuz ve düşüncenizin, gerçek içinde ancak bir mantık sapıklık olayı olarak bir yeri olabilir"
(Sayfa - 21 - İş Bankası Kültür Yayınları)

"Çatınızın kirişlerinden küçük çocukların ve güçlü kuvvetli adamların kanı damlıyor. Gözlerimi kapattığımda kanın tıp tıp tıp diye üzerime damladığını hissedebiliyorum.”
(Sayfa - 36 - İş Bankası Kültür Yayınları)

"Bunlar iş hayatının dışına çıktıkları zaman kafaları çalışmaz. Bildikleri tek şey iştir. İnsanlıktan da toplumdan da bihaberlerdir ama yine de milyonlarca aç insanın ve ellerine düşen diğer milyonlarca insanın kaderi üzerinde söz sahibidirler. Tarih bir gün onların yüzüne acı acı gülecek."
(Sayfa - 61 - İş Bankası Kültür Yayınları)
280 syf.
·29 günde·9/10 puan
Komün, materyalizm, monizm, Oligarşi, Sosyalizm, Plütokrasi, serf... Terimlerini mutlaka bilerek okunması gereken bir eser. Kapitalizm ve onun kuklalarını her bir kelimesiyle ezen Ernest, kitabın başkahramanı. Amerika'da ki işçi sınıfının kapitalizmi yendiğini, sosyalist devrimin gerçekleştirildiğini anlatan bir hikaye. Distopya örneği olarak 1984 kitabına karşı zıt bir etki oluşturabilir önce. Kapitalizme karşı her cümle, öfke ve dipnotlar da kendimize dair bir şeyler buluyoruz. Kitapta İşlenen romantik hava ise ( Ernest ve avis aşkı) benim çok hoşuma gitti. Ön planda olmasa da bence çok özel :) Bu eser yaşananlardan, yaşanmakta olanlardan ve yaşanacaklardan farklı bir şey sunmuyor! Kitabın sonu ise çok gerçekçi bir sondu, tıpkı ölüm gibi.
320 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Herkese merhabalar :)
Bu benim yaptığım ilk inceleme ve bu incelemede düşüncelerimi daha iyi ifade etmek adına Arizona Üniversitesi '' Gender Performance in Dystopian Literature Throughout the History of Science Fiction'' adlı tezden yardım aldım.
Kitabımız Amerika'da adım adım yükselen Oligarşiyi ve bunun altında ezilen emekçi sınıfının birbirleriyle mücadelesini anlatır. Birbirleriyle mücadele ederler çünkü oligarşi her ne kadar parayı ve iktidarı elinde tutsa da emekçilerin de kuvvetli bir birlik duygusu,inançları ve güçlü liderleri vardır.
Bu incelemede asıl dikkat çekmek istediğim şey aslında temanın dışında kalan kitabın 'erkeksi' tonu ve cinsiyet rolü normları. Kadın karakterlerin de aktif olmasına rağmen bu erkeklerin romanıdır.
Açıkçası kitaba ilk başladığımda böyle devrimci ve distopik bir romanın anlatıcısının kadın olması beni heyecanlandırdı ve mutlu etti. Ancak çok geçmeden fark ettim ki karakterimiz herhangi bir kadın karakterden çok da farklı değil. Evet baştan sona fikirsel açıdan tamamen değişime uğrayan,aktif bir karakter ancak yaptığı neredeyse her hareket cinsiyetine atfedilen nitelikleri pekiştiriyor ve bu onu 'geleneksel kadın'rolünden çıkaramıyor.
Başlangıçta Avis sıradan,zengin,fazla düşünmeyen bir genç kız. Daha sonra babasının vasıtasıyla hayatına emekçi sınıfından Ernest giriyor. Avis'in Ernest'a karşı duyduğu ilk hayranlık onun güçlü,kaslı vücudunadır. Daha sonra onun karakterine aşık olur. Ernest güçlü,erkeksi,sert,cesur,maceracı,ikna edici ,adil, tatlı dilli ve iyi bir sevgilidir. Yani erkeğe atfedilen bütün özellikleri taşıyan bir karakterdir ve Avis buna karşı koyamayan geleneksel bir kadındır.
Daha sonra Ernest'ın fikirlerinden etkilenmeye başlar ve kendisi de onun gibi bir devrimci olur. Ancak buradaki asıl motivasyon kaynağı ezilen halkın yanında olmaktan çok babası ve sevdiği adam gibi hayranlık duyduğu kişilerle aynı düşünceleri paylaşmak ve onları mutlu etmek istemesidir. Avis sevdiği adamın hayatına girebilmek için kendisini ve düşüncelerini ona adaması gerektiğini, onunla aynı ilgi alanına sahip olursa ona sahip olabileceğini fark etmiştir. Kitabın birçok bölümünde bu tarz ifadelere rastlayabiliriz. Yaptıklarının devrim adına ya da Ernest adına yapılmış olması onun için aynı şeydir.
Kişisel fikrime gelirsek; Demir Ökçe muazzam bir eser. Sosyalist düşünceyi bu kadar yalın anlatması saygı duyulacak bir şeydir. Ancak Jack London'ın cinsiyet rolleri hakkındaki geleneksel tutumu benim için kitabı okumayı biraz zorlaştırdı. Kısmen inandırıcılığını yitirdi çünkü Avis'e inanmadım. Daha güçlü bir kadın karakter bu devrimci kitaba daha çok yakışırdı ve daha inandırıcı olurdu.
Bu bir sınıf mücadelesidir. Sizin sınıfınız feodal asiller sınıfını yerinden ettiği gibi şimdi de benim sınıfım olan emekçiler tarafından yıkılacaktır.
Jack London
Sayfa 88 - Türkiye İş Bankası Yayınları 11. Basım 2019
"Dersimizi aldık. Yarınlarda akıl ve disiplinle Dava'mız yeniden yükselecek."
Jack London
Sayfa 318 - Türkiye İş Bankası Yayınları 11. Basım 2019
Gece gündüz demeden, bütün kalbimle onu yaşıyorum, çok uzun süredir aklımda hep Devrim var.
Jack London
Sayfa 3 - Türkiye İş Bankası Yayınları - 11. Basım 2019
Metafizikçi, teoriden maddi olgulara giderken bilim adamı, maddi olgulardan teoriye gider.
Jack London
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Yayınları - 11. Basım 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Demir Ökçe
Baskı tarihi:
19 Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758870042
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Iron Heel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beda Yayınları
Bu, Demir Ökçe'nin hesabını çok aşıyordu; provokatör ajanlar çok ileri gitmişlerdi. Yine de her şey Demir Ökçe'ye yaradı. Kendi hazırladığı isyanda subayların öldürülmesi, yapcağı işlerde onu haklı çıkarıyordu... (Arka Kapak'tan)

Kitabı okuyanlar 6,3bin okur

  • sukunetimdeliligimden
  • Nurgül Satılmış
  • Musa önen
  • Mustafa ÖZDEMİR
  • ender baki
  • İsmail Yörük
  • Zehra Gülçen
  • Burhan tasli
  • Bahar
  • Mustafa Kıvanç Demir

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.2 (25)
9
%1.5 (30)
8
%1.6 (33)
7
%0.5 (11)
6
%0.2 (5)
5
%0.1 (3)
4
%0 (1)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları