Demir Ökçe,Jack London’ın en çarpıcı olay örgüsüne sahip ve felsefi tartışmaları da içinde barındıran en rahatsız edici eserlerinden biri. Bu kitap insanı yavaş yavaş içine alıyor. Başta sakin bir olay örgüsü var ama sayfalar ilerledikçe dünyanın ne kadar sert ve adaletsiz olabileceğini fark ediyorsun. Bir noktadan sonra okuduğun şey sadece bir hikaye gibi gelmiyor. Daha çok, göz ardı edilen gerçeklerin açığa çıkması gibi hissettiriyor.
Hikaye, Avis karakterinin gözünden anlatılır. Avis, üniversite ortamında büyümüş, rahat bir hayatın içinde yetişmiş bir genç kadındır. Onun dünyasında sefalet yoktur, açlık yoktur, ezilen insanlar yoktur. Babası da aynı şekilde düşünür ve toplumun alt sınıflarının yaşadığı zorluklardan habersizlerdir. Onlar için hayat daha düzenli, daha güvenlidir. Ancak Ernest ile tanışması, Avis’in tüm bakış açısını değiştirir. Başta sadece merak eder. Ernest’in anlattıklarını abartı bulur ama aynı zamanda anlamaya da çalışır. Onun gördüğü dünyayı görmek ister. Bu merak, zamanla araştırmaya dönüşür. Araştırdıkça gerçeklerle yüzleşir. Ve bu yüzleşme onu değiştirir. Artık sadece izleyen biri değildir. İşçilerin yaşadığı adaletsizliği görür ve onların haklarını savunan birine dönüşür.
Ernest ise işçi sınıfına ait ve başından beri sistemin farkında olan biridir. O, güçlülerin kurduğu bu sert düzene karşı duran bir karakterdir. Çünkü toplumda büyük bir eşitsizlik vardır. Zenginler daha da güçlenirken, işçiler giderek daha fazla ezilir. Hak arayanlar susturulur. Adalet sadece bir kavram olarak kalır. Ernest bu düzene karşı çıkar, insanları bilinçlendirmeye çalışır ama sistem buna izin vermez. Onu susturmak için hapse atarlar. Direniş devam etse de umut sürekli baskı altındadır. Kitap, bu yüzden mutlu bir son ile bitmez. Çünkü anlatmak istediği şey,