Kuyucaklı Yusuf üç dört sene öncesinde okumaya başlayıp daha çok başındayken okumayı yarım bıraktığım bir kitaptı. Sabahattin Ali’nin ilk yazdığı benim en son okuduğum romanı Kuyucaklı Yusuf...
Sabahattin Ali’nin etkileyici betimlemeleri, sade ama çarpıcı üslubu, sürükleyici dili ve kusursuz kurgusuyla elinizinden bırakamayacağınız bir sonraki sayfasında neler anlatılacağını merakla beklediğiniz ve sonunda kitap bittiğinde içinizde buruk bir hüznün hakim olduğu, bir şekilde bu romanın böyle bitmemesi gerektiği bir yerlerde devam etmesi gerektiği hissi uyandıran Türk edebiyatının unutulamayacak bir parçası...
Bir zamanların Türkiye’sinde o zamana göre taşra denilebilecek Aydın ve daha çok Balıkesir’de devam eden romanda ülkenin içinde bulunduğu durumu,devlet otoritelerini ve bu otoritelerin halkla ilişkisini, bir cinayetin sorumlusu olan kasaba eşraflarından birinin sus payıyla mahkumiyetten kurtulmasının aslında ne kadar kolay örtbas edildiğini ve tüm bunların içinde bulunan Yusuf’un sebebini kendisinin de tayin edemediği fakat belki de hem yetim hem öksüz oluşundan kaynaklanan yaşadığı yere ve çevresindeki insanlara karşı duyduğu yabancılık, ait olmadığı bir yerde sıkışıp kalması,kendini bulamaması ve tüm bunların arasında Muazzez’le birbirlerine çocukluktan beri aşık olmaları ne yazık ki bizi mutlu bir sona ulaştıramıyor.
Bu romanda belki de tüm yaşananlara, hatalara,yanlışlara,pişmanlıklara,talihsizliklere rağmen kızamadığınız iki kişi kalıyor: Yusuf ve Muazzez...
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,7bin okunma
İçindeki bütün yıkıntılara,bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu.Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.