“Çocukluğunda ebeveyni ile sağlıklı bağ kuramayanlar, büyüdükten sonra hep ana babalarına benzeyen kimselere çekilir, kendilerini tanıdık ve tekinsiz duygulara taşıyan bu insanlara hissettikleri kaygılı yakınlığı aşk zannederlermiş. İçin için çocukluktakine benzer bir hikaye kurup bu defa farklı bir sonla bitirmeyi diler, ancak incinmiş o eski çocuk gibi davranmayı sürdürdükleri yeni ilişkilerde de aynı finali yazmaya devam ederlermiş. Çiğdem hanım terapilerde bunu anlatmış ve yıllarca sebebini çözemediğimm karanlık döngü bir nebze aydınlatmıştı.”
“Gerçekten sevmek, birini her neyse tam da öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu, daha iyisini, eksiksizini düşlemeden bağrına basma yetisi. Olduğu gibi.”
“Galiba zamanın göreceliliği en çok aşkta, savaşta, bir de hastalıkta ortaya çıkıyor. Dünyanın kalanı için akrep üç aşağı beş yukarı benzer şekilde soksa da, bu üç grupta ayakta kalmaya çalışanlar için zehrini başka türlü akıtıyor. Ölüm anının bir ömrü hatırlamaya yetecek kadar uzun sürmesini ya da sevgiliyle geçen bir saatin bir dakika, ondan ayrı bir dakikanın bir yıl gibi hissedilmesini nasıl açıklar insan yoksa?”
“İnsanın kendine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.”