Kendini konuşarak değil, susarak anlatmayı öğrenmiş çocuklardık. Cüsseli laflardan ürker, kırılgan sessizliklere sığınırdık. Nihayet hem parçalandık hem de anlaşılmadık.
Ömrüm, ustaca söylenmiş bir yalan gibi, sahibini bile kendine inandıramadan, hızla akıp bitiyor. Ondan geriye ne kaldı bilmiyorum. Benden geriye kalansa, kaçmış fırsatların pişmanlığı, her biri çoktan limandan kalkmış gemiler. Peşine düşecek kimse de kalmadı, varacakları yerlere çoktan vardı gidenler.