Ancak bu avcilar uzun yaşamazlar. Görüş kabiliyetleri azalır, gözlerinde ülser olur, vücutlarında yaralar oluşur ve çoğu zaman deniz dibinde beyin kanaması geçirirler.
- Evet, dedim, bu, sırf bir kaprisi tatmin etmek için yapılan çok hazin bir meslek. Fakat söyleyin Kaptan, bir gemi bir gün içinde kaç adet istiridye avlayabilir?
- Aşağı yukarı kırk ila elli bin kadar. Hatta anlatılana göre 1814'te İngiliz hükümeti hesabına çalışan avcılar yirmi iş günü içerisinde tam yetmiş altı milyon istiridye çıkarmış
- Hiç olmazsa bu avcılara yeterli bir ücret veriliyor mu peki? diye sordum.
- Neredeyse hic verilmiyor dense yeridir, Bay Profesör. Panama'da haftada sadece bir dolar kazanıyorlar . Genelde bir inci barındıran istiridye başına bir sol kazanıyorlar. Oysa içinde inci olmayan kim bilir kaç istiridye çıkarıyorlar!
-Patronlarını zengin eden bu zavallı insanlara sadece. bir sol mu veriyorlar? Bu berbat bir şey!
Zevkleri ve kabiliyetsizlikleri bakımından yüzeysel, cemiyet hayat meraklıları da asla kendi içlerine dönüp, hem çok
meşgul hem de aptalca geçen kısır hayatlarının ortasında hissettikleri gerçek duyguları aramazlar ve sonunda bu alışkanlık içlerinde gerçek bir duygu belirmesi olasılığını öldürür.
"Başkaları ne der"e bu tabiiyet onları sevimli, terbiyeli, hiçbir özgün yanı olmayan insanlar haline getirir:
İpleri başkalarının elinde duran, iyi huylu mekanik oyuncaklar olurlar. En korkunç anlarda bile hisleri kabul edilen sınırların dışına çıkmaz.