Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Minyeli Abdullah
İnsan dudaklarından dökülen kelimelerin kapsadığı mana o kadar büyük o kadar derin ki, medeniyetin zirvesine ulaşan insanlık bu babda çok geridir.Denizlerin en derin yerini keşfedebilirsiniz.Dağların en yüksek noktasını ölçebilirsiniz.Fakat kimsenin hiç kimsenin ızdırabını yahut sevincini ölçemezsiniz ve bunların gönülde meydana getirdiği halleri tahmin edemezsiniz.Değil başkasını kendi geçmiş ızdıraplarınızın şiddetini, o ızdırapla içine düştüğünüz hali layıkıyla hatırlayamazsınız.Sadece ızdıraplarınızın geçtiğine sevinir, sevinçli anlarınızın gittiğine üzülürsünüz.Burada da ızdırabın bir nevi saadet tohumu taşıdığı ve saadetin dahi bir nevi ızdırap tohumuna sahip olduğu meydana çıkar.İlahi nizamın girift ve hakim hali!..
Gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Drina Köprüsü
Ama hayatta öyle şeyler vardır ki ,nitelikleri gereğince gizli kalamazlar.En sağlam çerçeveleri bile çatlatır en sıkı korunan sınırları bile aşarlar.Osmanlılar der ki: “Üç şey saklanamaz : Aşk , öksürük , fakirlik.”