Benim bildiğim insanlar ağaçlarla, çiçeklerle, kuşlarla, kayalar taşlarla konuşuyorlardı.Ben ayla konuşan kızlar kadınlar gördüm.Sıkışmış insanlar her şeyle konuşurlar. Yeter ki insan çaresiz kalmasın. Yağan yağmurla düşen karla, esen yelle konuşur.
"Sırtında taş taşıyan da, denizlerde kürek çekenler de, tarla sürenler de, harp edenler de, balık tutanlar da, yüreginde yalım taşıyanlar da yorulurlar Ağaefendim. Yüreğinde bir köz harman taşıyanlar da. En çok yorulanlar da Ağaefendim, bunlardır," dedi
İçimizde sıraya dizilen sayısız benliklerimiz ipi kopmus bir tespih gibi nasıl dağılıveriyorlar! Kainatın ahenginde bir muvazene unsuru olmaktan çıktığımız vakit, muhitimizle ve mevcudatın ruhiyle münasebetimizi kaybettiğimiz vakit, bir maddeden ötekine konan ve fasılalarla ısınıp soğuyan vefasız ve serseri muhabbetler içinde sendelediğimiz vakit, birdenbire ayağımız nasıl kayıyor, böyle nasıl yuvarlanıyor ve dinmeyen göz yaşlarıyla nasıl ağlıyoruz!