(Spoiler içerir)
Raskolnikov büyük adam olmak istiyordu. Belki bu da vicdan azabı çekmeden hatta üzerinde bile düşünmeye değmeden yapılmalıydı, tıpkı Napolyon gibi. Fakat o vicdanından hiçbir zaman kurtulamadı. O düşünceler hep aklına geldi. Fakat, o buna yapabileceğine kendini ispat etmek için o yaşlı kadını şeytanlaştırması gerekiyordu. Bu gerilimle yaşlı kadını öldürmeye gitti. O kadar işine kitlenmiş ve kendini şartlandırmıştı ki, vicdanını bastırmayı başardı. Bunu yaparken çok gergindi ve ne yaptığını bilmez haldeydi. Çünkü içinde bir çatışma vardı. Bu şartlanmıştık ve korku halinde beklenmedik şekilde ortaya çıkan Lizavetayı da öldürdü.
Sonrasında iç dünyasında bu iç çatışma devam etti. Belki bu öldürmeyle daha kararlı ve daha az mütereddit biri olacaktı. Bu şekilde hayatındaki dağınıklıktan kurtulup, bir amaç kazanıp okulunu bitirecekti, fakat bu gerçekleşmedi. Hastalığı arttı. Vicdan azabı ve devamlı o sahneyi düşünmesi onu suç mahaline geriye getirdi. Suçlu her zaman suç mahaline geri döner. Her suçlu seviyesine göre az ya da çok vicdan taşır. Bu yüzden insanda iyi ve kötünün bir arada insanın kalbinde mücadele eder.
Sonya ve Dunya ne kadar Raskolnikova yaptığından pişman olması gerektiğini, çünkü masum bir insanı öldürdüğünü söylese de o bunu kabul etmek istemedi. Vicdanını bastırdı ve o öldürdüğü kadının böcek ve şeytan olduğunu ve onun parasının çok insana fayda getireceğini kendi kendine savundu. Sonyayı anlamak istemedi. Çünkü bunu kabul etmek zordu. O zaman büsbütün Napolyon olmaktan vazgeçmek demekti bu. Ve kendinden de vazgeçmek…Kitapta farketmişsinizdir: Raskolnikov ne kadar yardımsever ve empatik biri olsa da çok gururlu ve kendini büyük gören biri. Öyle gururlu ve kibirli ki kardeşinin kendisi için evlendiğini sezince şiddetle reddediyor. Hatta