İnsan kaderini değil, kader insanı seçer.(syf281)
diyen yazarın, kader kumaşını karakterlerine nasıl biçtiğini görüyoruz yol boyunca.
Çaresiz kabullenişlerden tükenmiş olmalı ki isyanını her karakterinde farklı seslerde ifade etmekten vazgeçmiyor.
Uyanıkken, uyurken, yürürken, kaçarken; çocukken, yetişkinken, ölmek üzereyken;
kargayken, kediyken, erkekken, kadınken,cinsiyetsizken...
yani değişen şekil ve yönlerin temelinde kaderci anlayışa bir tepki söz konusu.
Ilk tepki, 15 yaşına girmek üzere olan ve has bir delikanlı olma yolunda ilerleyen Kafka Tamura'nın evinden kaçışıyla başlar.
Bu kaçışın tetikleyici unsurları; çarpık aile ilişkileri ve çocuklar üzerindeki etkisidir.
"Sanırım babam için eserlerinden biri olmaktan öteye geçmedim ben. Heykellerinden biri. Kırılıp parçalanması tamamen babamın arzularına kalmış bir şey."
Babanın içinde anneye karşı biriken öfke ve nefret Tamura'nın bilinçaltına 'intikam' kehaneti olarak yerleştirilir. (Oedipus Kompleksi)
Bilinçaltında bastırılan duyguların yansıması ya kendimize ya etrafımızdaki birilerine zarar verme şekline döner.
Bunu alt etmenin yollarını arayan karakterimizin kaçtığını sanarken kadere(kehanete) doğru koştuğunu görürüz.
Kadere isyan anlayışı yerini çaresiz kabullenmelere bırakır.
Burada yazar yüzleşmekten başka çaremiz olmadığını vurgular. Bu yüzleşmeye ve iç mahkemeye tanıklık eden birbirinden farklı karakterler çıkıyor karşımıza. Bu farklılıklar, "kabullenişlerde" farklılığını yitiriyor. Yani kim olursak olalım ne olmak istersek isteyelim elimizin, ayağımızın uzanamadığı ve değiştiremediğimiz olgular var ne yazık ki.
Kitabın cezbedici bir tarafı, fantasik bir dünyanın içinde realitenin böylesi bir yer edindiğini görmek oldu.
Yazar buna "hayal kurmanın sorumluluğu" adını veriyor. Ne hayal