Demek, insanları okutmak, onları gerçek yoluna doğru götürmek yetmiyordu. İhtirasın onları mahvetmemesi, zavallı bir takım deliler gibi birbirlerinin üstlerine atılmamaları da gerekti.
Kilisenin, yer yer çatlamış, bilgi tarafından harabedilmiş budalaca (dogma)'sının altında can çekişmesi zamanı gelmişti. Gerçek galabe çalmış, herkese açık olan okul, bilgili ve azimli insanlar yetiştirmeye baslamıştı.
(Dogma)'cı, müstebit ve Allahı yıldırımlar gibi kullanan kilise, kendi iğrenç esaret siyasetine sükûnetle devam edebilmek için, hep hürriyetten bahsetmek cesaretini gösteriyordu. İşte o zaman, koruyucu içtimai yasalar gerekmiş, kilisenin iktidarı elinden alınmış, üyeleri keşişlere ve papazlara okutma hakkı reddedilmişti. İnsanlar arasına ekmiş oldukları budalalığın ezeli olduğunu sanan papazlar ısrar ediyor, çığlıklar koparıyor, sivil savaş teşebbüslerine girişiyor, aileleri kışkırtıyor, kapıdan kovulan müesseseleri pencereden giriyordu.
Kilise, eğer gerçeği öldürmezse, gerçeğin onu öldüreceğini daha ilk günden biliyordu. Önüne geçemiyeceği yenilgeyi, ışığın nihayet bütün şaşaası ile ortaya çıkmasını geciktirmek için, ne şiddetli bir mücadele açmış, ne azgın bir şekilde karşı koymuştu.