Oysa hayat naz maz tanımıyordu. Kendimden biliyordum. Hayat hiç beklemediğin anda öyle bir kafa atardı ki, ağzın burnun dağılırdı. O zaman anlardın işte büyümek neymiş. Nasıl acı ve erken bir şeymiş.
Yüzleri ve saçları yaşlandıran Zaman şiddetli duyguları da yaşlandırır,ama daha çabuk. İnsanların çoğu budala olduğu için, bunu farketmemeyi başarırlar ve alışkanlıktan başka bir şeyin kalmadığı yerde hâlâ sevdiklerini sanırlar. Eğer böyle olmasaydı, dünyada mutlu insan olmazdı. Üst düzey yaratıklar, yine de böyle bir yanılma olasılığından yoksundurlar , çünkü onlar aşkın sürekli olduğuna inanmadıkları gibi bittiğinde yerine bıraktığı saygı ya da minnettarlığı da aşk sayıp aldanmazlar.
Bu işler insana acı verir , ama acı geçer. Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa ,hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki ?
Bizler yalnızca evrende bulunmuyoruz,aynı zamanda onun parçasıyız. Ondan doğduk. Hatta burada kozmosun küçük bir köşesi olan evren bize güç verdi ve kendini yarattı.