Yaşadığımız kadarlık zamanın sonunda pamuk ipliğiyle bağlıymışız gibi güç bela adımımızı atar, irademizi kullanmaya bile fırsat bulamadan, diğer adımımızı tereddütsüz boşluğa atarız. Cesur olduğumuzdan değil, başka bir çıkar yolu olmadığından.
Soğuk bir günün sabahında ağızdan ilk çıkan beyaz buhar... İşte bu yaşadığımızın ispatı. Vücudumuzun sıcak olduğunun ispatı. Soğuk hava karanlık ciğerlerimize akın ederek vücut ısısıyla birleşir ve beyaz soluklara dönüşür. Hayatımız aslında beyaz ve belirgin, gökyüzüne süzülen bir mucize
İnsan en nihayetinde bir ada değil midir? Bir ada kadar tek başına, bir ada kadar kimsesiz. Öte yandan tek başına ve kimsesiz olmanın aslında tamamıyla kötü olmadığı fikri kuşatıyor beni. Zira tek başına olmak beraberinde özgürlüğü getirdiği gibi, kimsesiz olmak derinlere inmemize olanak sağlar. Karakterlerin bir ada gibi işlendiği ve bir ada misali yaşamış farklı bireylerin birbirini bulduğu romanlardan keyif alıyorum. 'A, sen burada mıydın?', 'Evet, ben hep buradaydım' diyen romanlardan bahsediyorum. 'Doğrusu bunca zaman tek başımaydım ama artık o kadar ıssız kalmama gerek kalmadı, senin sayende' diyebilmek kalbimizde bir umudun doğmasını mümkün kılar. Bu kitap bana tam da bu umudu tattırdı.