İtalyan milletine hizmet için yerlerinden yurtlarından kopmuş, yâd illerde çalışıyorlar. Belki geri gelecekler. Belki de hiç gelmeyecekler.
Esâsen gelenlerin bir çoğu da, üç beş kuruştan gayrı, memlekete, metot, ciddiyet, gayret gibi, çalışma yolunda, en mübrem ve lüzumlu unsurları değil, Avrupa'nın ahlâkî lâubâliliğini, zaaf ve düşkünlüğünü getiriyorlar.
Hiç dönmeyenler ise, tam bir kayıp, tam bir ziyan. Sanki Türkiye bir fidelik. Türk genci burada doğup yetişiyor, tam verimli olacağı çağda, ya Amerika ya Avrupa veya dünyânın öbür ucu diyeceğimiz Avustralya oltasına takılıp, ekmek ve refah peşinde sürüklenip gidiyor.
Gidenlere de, gidip dönmeyenlere de kızmamak lâzım. Zîra ekmeğinden âciz, bu yok yoksul insanları, üstelik gayr-i millî bir maârif çarkının dişleri arasında, vatan heyecanlarını ve îman şevklerini öğüterek yetiştiren, yurdunu terketmenin vebâlini öğretmeyen biziz. Bu, her türlü bağdan mahrum olarak ortaya bıraktığımız tâze kuvvetlere, neden acımıyor, onları tarihî ve millî benlikleri ile yüz yüze getirecek gayreti neden göstermiyoruz bilmem ki?