Selim Üstüner

Selim Üstüner
@SelimUstuner
Z <3 11.06.2026 Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Reklam
Türk milleti, ne kaybetti, elden ne kaçırdı ise, hep yediden yetmişe uğruna can verdiği îlâ-yı kelimetullah aşkını, bu müşterek gāyeyi, his ve düşünce hayatından silmiş olduğu için kaybetti. O, birleştirici, lehimleyici, bağlayıcı ve dolayısıyla da yükseltici, medeniyet ve zafer ufuklarına koşturucu gāyeyi. Neden, uğruna can baş fedâ edilen bu gāye, artık Türk milletinin "Kızıl Elma"sı değil? Değil. Zîra fertleri de, cemiyetleri de, ulvî bir heyecan ve inanışla, birleştirici merkezlerden akan ihlâs, îman, ferâgat, fazîlet çeşmeleri kurumuş bulunuyor. Artık, yüksek ideallere öncülük eden büyük ve mihver insanları, kendilerine örnek seçen devirler, târihin hâfızasına gömülüp kaldı. Onun için de hemen Bütün dünyada ve biz de, zorla büyütülmüş sahte büyüklerle avunma çağının gafleti hüküm sürmekte.
Sayfa 166
İnsanoğlu, dünyâyı paylaşmış... Paylaşırken de. can yakmış, kan dökmüş... Kıyasıya vuruşmuş, döğüşmüş... Bu, kendini bildiği zamanlardan, kıyâmete dek sürecek bir sen ben kavgası... Şu var ki, Müslüman Türk'ün mücâdele ve muhârebelerinin temelinde, vicdan hürriyeti gibi insanlığın şart ve kāideleri saygı görerek yatmakta... Altı yüz sene Osmanlı İmparatorluğu'nu pâyidar eden de, bu felsefenin söz kalıplarında kalmayıp, cemiyet içinde yaygın ve yaşanır hâle gelmiş olması değil mi?
Sayfa 164
Benimki, şoven ve hoyrat bir milliyetçilik değil. Dâvâ şu ki: Osmanlı medeniyetinin çöküşü ile biz Türkler'le berâber bütün dünyâ, yalnız bir siyâsî muvâzene unsurunu değil, insanoğlunun kıyâmete kadar baş çeviremeyeceği beşerî-ilâhî bir modeli de kaybetmiş oldu ve yüzünü sâdece maddeye döndüren Garp medeniyetinin tek taraflı materyalizmi içine sıkışıp, bugünkü ruh sefâletinin gayyâsına yuvarlandık.
Sayfa 156
İtalyan milletine hizmet için yerlerinden yurtlarından kopmuş, yâd illerde çalışıyorlar. Belki geri gelecekler. Belki de hiç gelmeyecekler. Esâsen gelenlerin bir çoğu da, üç beş kuruştan gayrı, memlekete, metot, ciddiyet, gayret gibi, çalışma yolunda, en mübrem ve lüzumlu unsurları değil, Avrupa'nın ahlâkî lâubâliliğini, zaaf ve düşkünlüğünü getiriyorlar. Hiç dönmeyenler ise, tam bir kayıp, tam bir ziyan. Sanki Türkiye bir fidelik. Türk genci burada doğup yetişiyor, tam verimli olacağı çağda, ya Amerika ya Avrupa veya dünyânın öbür ucu diyeceğimiz Avustralya oltasına takılıp, ekmek ve refah peşinde sürüklenip gidiyor. Gidenlere de, gidip dönmeyenlere de kızmamak lâzım. Zîra ekmeğinden âciz, bu yok yoksul insanları, üstelik gayr-i millî bir maârif çarkının dişleri arasında, vatan heyecanlarını ve îman şevklerini öğüterek yetiştiren, yurdunu terketmenin vebâlini öğretmeyen biziz. Bu, her türlü bağdan mahrum olarak ortaya bıraktığımız tâze kuvvetlere, neden acımıyor, onları tarihî ve millî benlikleri ile yüz yüze getirecek gayreti neden göstermiyoruz bilmem ki?
Sayfa 144
Reklam