Beklediğimden çok daha zor bir okuma oldu. Yaşar Kemal’le uzun yıllar önce lise ve üniversite dönemimde tanışmıştım; Yer Demir Gök Bakır, Yılanı Öldürseler, Ortadirek, Ölmez Otu aklımda yer edenler. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum, özellikle dilindeki yalınlığa, tasvirlerinin derinliğine, satır arası anarşist kalemine hayran olmuştum. Yıllar mı beni değiştirdi, yoksa bu kitap mı daha farklı geldi bana bilemiyorum, ama gerçekten çok zorlanarak okudum. Özellikle çok uzun süren tasvir ve betimlemeler beni çok yordu, ve pek çok yerde ana konudan koparttı.
Diğer yandan şahane bir konu. Lozan sonrası mübadele sürecini anlatarak başlıyor kitap. İnsanın içine dokunuyor yaşananlar. Yunanlıların zorla adalarından kopartılması, Vasili’nin inadı, Poyraz Musa’nın yeni kimliği ile adaya yerleşmesi, yeni dostlukların kurulması, diğer yandan kitabın kahramanlarının ezelden beri süregelen savaş anıları, Yezidilerin yaşadıkları;
"Bak bana yavrum, iyi dinle. Biliyorsun, ben sünni Müslümanım. Ben bir tek insanım. Bir tek insan acı çekiyorsa, bütün insanlar acı çekiyordur. Bu Yezidiler yüzlerce yıldır acı çekiyorlar, öldürülüyorlar, soylarını tüketiyorlar. Dünya da bir tek Yezidi kalmadı, diye düğünler, bayramlar ediyorlar. Uzun bir süre de Yezidiler ortalarda gözükmüyorlar. Herkes artık onların soylarının tükendiğini sanırken bir de bakıyorlar ki Yezidiler kurt sürüleri gibi dağlardan çöle inmişler..
Sen de gördün herhalde, yıllardır, önüne gelen Yezidi öldürüyor. Çocuk demiyor, bebek, genç kız, delikanlı, yaşlı, hasta demiyor, dağları çölleri, mağaraları, delikleri bir bir arayarak Yezidi bularak öldürüyorlar. Gene de tükenmiyor, yılmıyor direniyorlar. Ve bütün insanlar, haberleri olsa da olmasa da onlarla birlikte öldürülüyor, acı çekiyor, aşağılanıyor, tükeniyor ya onlar tükenmiyor.