Okuduğum en dokunaklı kitaplardan biri. Çok zeki ve alaycı bu beyefendi içine kilitlendiği dalgıç kıyafetinin buğulu camının ardından bizlere yeni hayatını, duygularını ve düşüncelerini bir arkadaşıyla sohbet eder gibi aktarıyor. Bunu yaparken öyle sarkastik bir üslup kullanıyor ki bazı kısımlarda göz yaşları içinde olmama rağmen gülmeden edemedim. Bu durumuyla bile alay edebilecek kadar güçlü olması beni büyüledi.
Önceki hayatında inançlı biri olmayan bu beyefendinin başına gelen felaketten sonra da tanrıya yalvarmayışı, bu en zor durumda bile bir tanrıya ihtiyaç duymayışı güçlü kişiliğinin bir sonucu bence.
İnsanların en zor koşullarda dahi çok güzel işler başarabileceklerini kanıtlayan bir kitap. Umutsuz anlarımda tekrar okumak isteyeceğim bir kitap. Umutsuz zamanlarınızdaysanız siz de bu kitaba bir şans verin ve hayatınız sandığınız kadar da zor olmadığını ve zorluklara rağmen de çok güzel işler başarılabileceğini görün.
Kelebek ve DalgıçJean Dominique Bauby · Nemesis Kitap · 2018957 okunma
Amin maalouf'un Semerkant isimli romanından sonra okumaya karar verdim bu kitabı fakat ne yazık ki Semerkant kadar etkileyici bulamadım . İlk kısımlardaki harem güzellemeleri, cariyelerin detaylı tasvirleri ve kızların hoş yemekler ve güzel şaraplar eşliğindeki hoş yaşantıları bana Batılı bir yazarın Doğu fantazilerini okuyormuşum hissiyatı verdi.
Ancak Hasan karakterinin hikayeye girmesi ve kendi hayat görüşlerini anlatmasıyla roman derinlik kazanmaya başladı. Hasan hayat hikayesini ve tüm bu teşkilatı üzerine inşa ettiği düşüncelerini anlattıkça çok hırslı ve çok zeki bir liderin dünyasına doğru yolculuğa çıkıyoruz adeta.
Özellikle Hasan'ın kendi felsefesini, etkilendiği Yunan düşünürden de alıntılar yaparak, arkadaşlarına açıkladığı ve onların sorularını teker teker yanıtladığı kısım biz okuyucuların kafasındaki soru işaretlerini de aydınlatıyor. Bu kısım kitapta en sevdiğim yer olabilir.
Yazarın birkaç yerde betimlediği pervanelerin ateşin çevresindeki dönüşleri ve sonunda kendilerini bu ateşe atarak yanıp kül olmaları fedailerin de yaşamlarını anlatıyor adeta. İsmaili öğretisinin temellerine ulaşma arzusuyla yanıp tutuşan bu gençler, bu uğurda şehid olmaya güle oynaya gidiyor. Nasıl bir kandırmacanın içine düştüklerinden bihaber...
Dinlerin hırslı liderlerin elinde nasıl güçlü birer silaha dönüştüğünü ve fanatizmin ne derece tehlikeli olduğunu başarılı bir şekilde göstermiş kitap.
Yalnızca kadın karakterler ve onlardan bahsediliş şekli beni biraz rahatsız etti. Kadınların gençlikleri ve güzellikleri ölçüsünde değer görmeleri... Apama gibi bilgili ve görmüş geçirmiş bir kadının dahi sırf eskisi kadar genç ve çekici olmadığı için kendinden içten içe iğrenmesi ve çevresindeki herkesin de yine aynı sebeplerden ötürü yüzüne karşı yahut gizli gizli onunla alay etmesi
Kitap kısa kısa yazılardan oluştuğu için net bir değerlendirme yapmak zorlaşıyor. İyi yazılar da var kötü yazılar da. Ancak geneli ülke gerçeklerinden kopuk toz pembe bir dünyada yazılmış gibi. Bir gazetenin pazar ekine yazılmış oldukları için insanların içini açmayı amacıyla yazıldıklarını anlıyorum. Bir geliştirme önerisi olarak yazının çıktığı tarih de belirtilebilirdi. O zamanın ruhunu anlamak açısından. Genel olarak Nil hanımın üslubunu kötü bulmadım. Sadece yazılar ayrı ayrı olduğundan okurken kopukluklar yaşadım. Ancak daha uzun bir öykü ya da başka bir tür yazmayı denerse onu da alıp merakla okurum. Hatta daha yekpare bir kitap çıkaracağı günü umutla bekliyorum.
Haksız yere özgürlüğü elinden alınmış bir aydının bir defter ve kalem yardımıyla hayatına daha da güçlü bağlanmasını gördüm bu kitapta. Tüm adaletsizliklerle savaşan bir yaşama sevinci. Yazılanların gerçek olması onları çok daha dokunaklı hale getirdi. Günlük hayatta hiç farkına varmadığımız küçük özgürlüklerimiz meğer ne kadar değerliymiş.
Okuduğum en içten, en etkileyici kitap olabilir. Tekrar tekrar okuyacağıma eminim.
Her kadının okuması gereken bir başucu kitabı. Yazarın tespitleri zamansız. Dönemi hakkında bahsettiği pek çok sorunla ne yazık ki günümüzde hâlâ karşılaşabiliyoruz.