Son ki üç dört… Arka sokakların rapsodisi…
Sıcak yaz günlerinde ayaklarımı denize doğru uzatıp hafif, tatlı, eğlenceli, neşeli, kafa yormayan ve kolay okunabilen kitaplar tercih etmişimdir oldum olası. Bu sene de geleneği bozmadan doğru D&R’ın yolunu tuttum. Çok satan ve yeni çıkan kitaplar arasında dolaşırken karşıma çıktı ilk olarak. Ünlü yönetmen Ömer Faruk Sorak ismini görünce hemen elime aldım. Kapaktaki elinde gitar olan genç delikanlının fotoğrafı, kitabın müziği çağrıştıran ismi ve Ömer Faruk’un adı yaz günlerinde okunacak, hatta film gibi izlenecek bir romanmış gibi duruyordu.
Plajda elimdeki buzlu mojitom eşliğinde okumaya başladığım zaman ne kadar da yanıldığımın farkına varmam çok sürmedi. Evet, kitap film gibi yazılmış, şiirsel anlatımı ve dili oldukça sürükleyici, konusu müzik çevresinde dönüyor. Ancak hiç de beklediğim gibi bir hikâye ile karşılaşmadım. Ustaca kurgulanmış hikâye çatısı, karakter analizleri, betimlemeler ve birbiri içine geçmiş öyküler derken hayatımda hiç alışık olmadığım kadar hızlı bir şekilde bitirdim romanı. Kitabın sonundaki teşekkür ve girişteki önsözden de anladığım kadarıyla Ömer Faruk Sorak’ın hazırladığı bir dizi film projesinin spin-off’u olan bu romanın yazarı daha önce ismi hiç duyulmamış genç bir yazar. Emre Gürcan…
Hemen merakla internetten stalklamaya çalışınca birkaç dizi filmin proje tasarımını yaptığını, müzik ile ilgilendiğini ve esasında yazarlık konusunda işin henüz başında olduğunu anladığım zaman şaşkınlığım büsbütün arttı. Bir ilk romana göre mükemmel sayılabilecek kalemi var. Son derece akıcı dili, üslubu ve zekâsı kendisine hayran bıraktırıyor. Romanı okuyunca usta yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın kendi imzasını neden böyle bir kitaba koyduğu kolayca anlaşılıyor. Hikâye çok farklı ve çok iyi…
Yazarın Ömer Faruk