"Karahindiba", üç öyküden teşkil:
Kitaba adını veren Karahindiba, Aralık ve Mavi Pelikan... Her üç öyküde de başka üsluplarla toplumsal zorlamaların sebep olduğu hayal kırıklıkları ve yalnızlıklar üzerinden yaşama tutunma veya tutunamama anlatılıyor. Yazar, mağlup olanlar odaklı farklı farklı dünyalar kurmuş.
İlk öykü Aralık, Yusuf Atılgan’ın unutulmaz eseri Aylak Adam’dan bir alıntı ile başlıyor. İhanete uğramış, çaresiz, işsiz ve yalnız Rıfat, ağabeyi Arif ve annelerinin yanına dönerek onlarla yaşamaya başlıyor ve onun gözünden hayata bakma fırsatımız oluyor.
İkinci öykü Mavi Pelikan, Numan isimli bir adam ile bir Mavi isimli mavi pelikan arasındaki fantastik aşkı anlatan bir öykü. Öykü başlamadan önce, bu sefer de Sabahattin Ali’nin Değirmen isimli öyküsünden bir alıntı ile karşılaşıyoruz. Bilinçaltımızda doğru olarak şifrelenen düşüncelerimizin bile sorgulanabilir olduğunu düşündüren ve sınırları dış etkenler tarafından belirlenmiş hayallerin dışına taşıp taşamayacağımızı sorgulatan öykü, sıklıkla karşılaşmadığımız türde bir hikâyeye sahip. Numan’ın aşkından vazgeçme veya aşkına sahip sıkma arasında bocalaması ve Mavi’nin Numan’ın kararı sonrasındaki seçimi öykünün en ilgi çekici çözümlemelerini içeren kısımları.
Üçüncü öykü olan Karahindiba başlamadan önce de diğer öykülerde kullanılan yöntem devam ettiriliyor ve bu sefer de Wolfgang Bochert’in Die Hundeblume (Karahindiba) isimli öyküsünden bir alıntıya yer veriliyor. Adnan, sol testisinde milyonda bir görülen bir hastalığı olan, babasının hakaretlerinden bunalmış, yalnız, işsiz, yazar olma hayalleri kuran; fakat ne yapacağını pek de bilemeyen bir adam. Bir gün gazetede kendisini bir kokteyle davet eden bir ilanı fark eder ve sonrasında merakından verilen o davete katılır ve davette karşılaştığı manzara son
Unutmaya çalıştığın geçmiş en dişli rakibin olursa eğer, ondan
asla kaçamazsın. İki seçeneğin vardır:
Barışmak ya da savaşmak...
Ben savaştım! Öfkeme yenik düştüm ve savaştım.
“Karanlığın en koyu olduğu zaman, güneşin doğumuna en yakın
andır” derler. İşte tam da öyle bir anda biri çıktı karşıma ve dedi ki:
“Savaşılacak en büyük düşman öfkedir.
Ve öfkeni yenmek için kullanacağın en güçlü silah yeteneklerindir.”
O günden sonra öğrendim gitar çalmayı.
Telinden çıkan her nota önce ses oldu.
Her ses bir nefes, her nefes ise yeni bir dost...
Dostluklar birleşti, şarkı oldu.
Şarkılar çoğaldı, biz olduk.
Aşk olduk, âşık olduk...
Müzik olduk.
Madem müzik olduk, hadi başlayalım.
Son ki üç dört...
Sır ertelenmiş bilgidir aslında. Zahir olanı herkes görür. Sadece
bilmek istemez. Erteler, geciktirir. Oyalar, kendinden saklar.
Unutmak ister. İnsanlara ağır gelen gerçeklerdir. Sırlar değil... Bu
yüzden gerçekleri sırlaştırırız. Katlanabilmek için... Başa çıkma
çabasıdır. Gerçeklerle olduğu gibi baş edilmesi gerekmez sırlarla.