Ayfer Tunç aslında Can Yayınları’nın yazarı. Fakat kendisine İletişim Yayınları'nın Memleket Kitapları dizisi için bir kitap yazması teklifi geldiğinde bu teklifi geri çevirmiyor ve İletişim Yayınları’na konuk oluyor. İşte “Memleket Hikâyeleri” kitabı böyle ortaya çıkıyor. Refik Halit Karay’ın 1919’da yayınlanan “Memleket Hikâyeleri” isimli kitabına da gönderme yapan kitap üç bölümden oluşuyor.
Kitabın "Memleket Yazıları" olarak adlandırılan ilk bölümünde daha çok deneme, anı ve öykü türleri arasında bir tada yakın olan yazılar yer alıyor. Taşra, memleket, millet ve son olarak İstanbul (güzelleme ve ağıt) üzerinden memleket meselelerine toplum olarak nasıl baktığımız anlatılıyor. Kitabın ikinci kısa bölümü olan "Fotoğraflar Anlatıyor"da ise fotoğraflar eşliğinde Bıçakçı Gümüş Ahmet'in hikâyesi anlatılıyor. Yazarın eline geçen fotoğraflardaki detaylardan da faydalanarak Gümüş Ahmet anlatılıyor.
FARKETTİRMEDEN FARKINDALIKLARI ARTIRMAK
Geçmişe özlem mi yoksa olması gereken dünyaya ulaşmak mı? Ulaşmaktan bir yana, yaklaşamadığımızı bilmek... Ayfer Tunç öyküleri benim için akılda kalıcığı öykülerin en önemli örnekleri, bazı öykülerini sonradan tekrar tekrar okuduğum olur fakat bu kitaptaki öyküler, belki de benim de kafamı yorduğum konuları birarada işlediği için canımı daha çok acıtıyor. Çevremdekilerde hatta kendi ailemde olan farklılıkları düşünüyorum. Çarpı işaretini öğrenmenin yarattığı kalp ağrısı isimli öyküde "Kapımıza kırmızı boyayla çarpı işareti çizdiklerinde ilkokul ikideydim" diyen gencin vardığı sonucu sanki kulaklarımla duyuyorum o an. Oysa, farklılıklarımız bizim en büyük değerlerimiz olmalı. Aşk isimli öykü, gerçek olup olmadığını sorguladığım ama yine de insanın tüylerini diken diken eden bir son ile cevaplanan, gerçek aşk var mı şeklindeki cevapsız