Üstad, hem çok yaşlı hemde de hâlsizdi. Bu yüzden yürüyemiyor, hasta arabasıyla taşınıyordu. Buna rağmen nafileler dahil bütün namazları ayakta kılıyordu. Yaşlılıktan vücudunun şekli değişmişti fakat buna rağmen kıyamı terk etmiyor sanki hâl diliyle bize şöyle diyordu:
"İnsaların huzuruna hasta arabasıyla çıkılabilir fakat - gücünüz yetiyorsa- Allah Azze ve Celle'nin huzuruna asla çıkılmaz."
(Muhammed Emin Er Hoca Efendi)
İşte böyle Azizim! Allah Azze ve Celle bu dinin hâfızıdır. Onu bazen Yavuz Sultan Selim'le, bazen de yüz küsür yaşındaki pir-i fani bir âlim-i Rabbani ile korur. Peki sen neredesin ve ne ile meşgulsün?!
- Sen onu yıkmaya çalışıyorsun! Ama yıkamazsın!..
O'na şu cevabı yetiştirdim:
- O'nu Allah yıkacak! Çünkü bu dinin sâhibi ve koruyucusu O'dur. Yirmi dört milyon kilometre kare toprağı olan Osmanlı yıkıldı. Fethullah kim oluyor ki!..
Sırf akıl, bütün hâdisât ve mevcudatı idrâk ve izahta kifayetsiz kabul edilir. Çünkü bütün beşerî melekelerin kudret ve kâbiliyetleri hududlu olduğu hâlde hakikatler Âlemi, hayal ve havsalaya sığmayacak derecede sonsuz bir muhtevadadır. Selâhiyet ve iktidârı hudutlu olan bir vasıta ile sonsuz bir Âlemin idrâk ve ihata olunamayacağını kabul etmek mantıkî bir zarurettir.