Şimdi baylar, iş olmak üzere bütün orduyla ilişki kurmak gerekliydi.
Erzurum'da 15. Kolordu Komutanına 21 Mayıs 1919'da yazdığım bir şifrede: "Genel durumumuzun almakta olduğu korkunç biçimden pek üzgün olduğumu; ulus ve yurda borçlu olduğumuz en son vicdan ödevini yakından, ortaklaşa çalışmayla en iyi yapabileceğimiz inancıyla bu son görevi üstlendiğimi, bir an önce Erzurum'a gitmek istediğinde bulunduğu, ancak Samsun ve yöresinin durumunu, güvensizlik nedeniyle kötü bir sonuca varmak niteliğinde bulunduğundan buralarda birkaç gün kalmak gerektiğini" bildirdikten sonra, "beni şimdiden aydınlatmaya yarayacak noktalar varsa bildirilmesini" istedim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben ulusun vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütün toplumumuza uygulatmak zorundaydım.
Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şuydu:
Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek, insanlık niteliklerinin yoksunluğunu, güçsüzlüğünü ve beceriksizliğini açığa vurmaktır.
Oysa Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür.
Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.
Öyleyse, ya bağımsızlık, ya ölüm!
Baylar, ben bu kararların hiçbirini yerinde bulmadım. Çünkü hepsinin temeli çürüktü. Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. ortada kala kala bir Anadolu kalmıştı. Düşmanlar onu da aralarında paylaşmak istiyordu. Padişah, Halife, hükümet... Bunların tamamı anlamsız sözlerdi.
Neyin ve kimin dokunulmazlığı için, kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu? Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?
Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı, o da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.
İşte daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uyguladığımız karar bu karar olmuştur.