Insan belleğinin zamana ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Bir şey bir kez görüverince kaydetmiyoruz zira o cebimizdeki dijital fotoğraf makineleri yahut ses kayıt cihazları gibi çalışmıyor sisteminiz. O güzel manzaranın karşısında, o güzelim sofrada, o değişik deneyimle karşılaştığımızda dikkatimizi oraya vermek, biz de uyandırdığı duyguların tadını çıkarmak, belki yanımızdakilerle birlikte o deneyimin onların algılarına takılan farklı detaylarıyla zenginleşmek ve bir miktar o deneyimle zaman geçirmek gerekiyor. Ancak bu sayede o anı zihnimizde hakkıyla bir yer tutabiliyor. Bunun yerine artık çoğumuz anılarımızı "dijital" belleklere görüntü, video veya "check'in" şeklinde kaydetmeyi tercih ediyoruz. Zira zaman dar ve gezilip görülecek çok yer, tadılacak çok yemek var. Hem bunları birilerinin de bilmesi, şahit olması lazım; değil mi? O yüzden kendimizden geçmişçesine, global bir haber ajansının muhabiri gibi görsel malzeme toplayıp duruyoruz. Ve bu bize uzun vadede hiç de iyi gelmiyor.