Sahâbe denildiğinde, Hz. Peygamberi(ص) peygamberlik döneminde mümin olarak görmüş ve islâm üzere ölmüş kişi akla gelir. Fakat yalnız o dönemde yaşamış ve onu görmüş olmayı değil de, sohbet etmiş ve bir süre birlikte vakit geçirmiş kimse olarak anlamak daha mâkûldur.
Sahâbe demek tabiki yalnızca bu tanımdan ibâret değildir. "Anam babam sana feda olsun yâ Rasulullah(ص)!" ifadesindeki adanmışlıktır,
önderliktir,
örnekliktir.
Çoğu kişi birilerini kendine örnek alıp, hayatını o kişi ya da kişilerin görüş ve tavsiyeleri doğrultusunda yaşamak ihitiyacındadır. Bizler de ümmet-i Muhammed olarak kendimize öncelikli olarak üsve-i hasene peygamber efendimiz ve "İnsanların en hayırlısı" diye tanımladığı ashâbının ayak izlerini takip ederiz ki yolumuzdan şaşmayalım.
Resûlullah(ص) Medine' ye hicret ettiğinde onu Ebû Eyyûb el-Ensâri misâfir etmişti hânesinde. Bir gün Resûlullah(ص) önüne gelen yemeği yemeyip geri göndermişti. Ebû Eyyûb(r.a) "Yâ Resûlullah(ص) sarımsak haram mı?" diye sormuştu.
Resûlullah(ص) "Hayır haram değildir, fakat ben onun kokusundan hoşlanmam." buyurunca. "O halde sizin hoşlanmadığınız şeyden ben de hoşlanmıyorum" der ve yiyecekler de dâhi Resûlü(ص) ölçü alan bir tutum gösterir.
İşte sahâbi olmak Ebû Eyyûb'un bu teslimiyetini gösterebilmekti.
Şüphesiz onların yaşamındaki düstûr "sünnet üzere yaşama" düstûruydu. Nitekim müslümanlığımızın ihyâ ve inşâsı da buna bağlıdır.
Günümüzde, kimileri sahâbeye karşı yakışıksız düşünce ve seviyesiz tenkidlerde bulunmaktadır. Bu yalnızca onları bağlayan beyanlardır. Zîra bilinçli müslüman olmak ölçülü ve edepli olmayı gerektirir.
Resûlullah'ın(ص) da buyurduğu üzere "Sahâbiler insanlardan Hz. Peygamber'in(ص), Hz.Peygamber(ص) de peygamberlerden onların nasîbidir."