O kızlar senden zayıftılar, sen de onlardan korkmuyordun. Taşa tutuyordun onları... Fakat büyük bir tehlike karşısında hemen kaçıyordun. Üniformanı öyle seviyorsun ki; sanki baban, deden sırtlarında o üniformayla dünyaya gelmişler. Yarın, Türkiye'yle Rusya arasında bir harb çıkacak olsa, belki Türklere kurşun da sıkacaksın...
Belki bir gün geçmişim gelir de beni o yılların kanlı faciaları arasından geçirdiği gibi, bugün de zayıf, düşkün vücudumu ve ruhumu, önümdeki kara günlerden atlatarak selamete ulaştırır.
Ne var ki kütüphaneden ödünç kitap almaya hâlâ alışamadım. Bir kitabı okuyacaksam, kendi kitaplığıma ait olmalıydı. Emanet kitabı okumak, benim için bir tür eziyetti. Hem, kendine ait bir kitabı okurken, hangi sayfada karşıma ne çıkacak, nereye şerh düşeceğim, hangi satıra mim koyarak içimden geçenleri ele vereceğim diye elinde elinde kırmızı bir kalemle okumanın tadı, sadece okumak için dokunabildiğim ama üzerinde hiçbir tasarrufta bulunamadığım bir emanet kitapta hissedilebilir miydi?