Önümüzden geçip giden kamyonlardaki mahpuslar arasında babamı araştırdım. Göremedim. Hep birbirlerine benziyorlardı. Hepsi sakallı, hepsi zayıf ve korkunç insanlardı. Yalnız içlerinden birinin, önümüzden geçerken, annemin adını söylediğini işittim:
-Ağlama Fatma! Ağlama! Dua et! Dua et!
Kompartımanın penceresinden, elimizden alınmış ata topraklarına baktım, baktım. Bu topraklar, vagonların tekerlekleri altında yılların kanlı türküsünü söylüyordu. Bu türküyü saatlerce dinledim, sonra Allah'ım, Allah'ım diye yakardım, sen bizi ayırma bu topraktan! Bu toprak bizimdir. Atalarımızın mirasıdır. Aç, çıplak kalsak da bu toprakta olalım. Ölsek de bu toprakta ölelim. Vatanım, vatanım! Dünyanın hangi köşesinde olursam olayım, ben yaşadıkça sen de bizimle beraber olacaksın...
Yıldız nedir, hangi ay
Senden bir yol bulur güneşe doğru
Bu ülke boş, bu şehirler avare
Bu sokak kör, bu evlerin kalbi yok
Zaman bizi götürmesin mehpârem
Karanlığa doğru, ateşe doğru
İyi niyet dolaşır kapı tokmaklarında
Üstünü başını temiz tutar
Konuşması düzgündür
Kalbi hep tutarlı atar
Adaletten bahseder bazı
Sabrı tavsiye etmez hiç
Kötülerden yanadır
Ve güzel giyinenlerden