Ben de büyük meseleler yüzünden harcamış olmak isterdim hayatımı. Küçük dertler yüzünden yıpranıp gitmek istemezdim. Üstelik, bazı şeylerin, mesela zavallı milletimin farkına varmaya başlıyordum. Ben de eski zaman piyesi olsaydım. Modern oyunların, modern kahramanları gibi silik bir hayat yaşamasaydım. Belki de işi başından yanlış tuttum.
Ölüm bile beni yalancı çıkarmak için uğraşıyor. Anlamıyorum. Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum. Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor? Ölümün bize bu kadar yakınlaşmasına neden izin veriyoruz anlamıyorum. Tedbirlerimizi almalıydık; ölümün bizi böyle en hazırlıksız olduğumuz anda yakalamasını önlemeliydik. Bu hepimize bir ihtardır.
Yine yeniden Oğuz Atay ve harika eseri...
Tutunamayanları okumadan önce sosyal medya da gördüğüm alıntılarla Oğuz Atay'ı romantik bir yazar sanırdım. Öyle olmadığını Tutunamayanlarla anladım ardından Oyunlarla Yaşayanlar geldi. Oğuz Atay'ın eserlerinde kahramanların gerçekte mi hayal dünyasında mı olduğu pek anlaşılmaz. Varoluş sorunlarıyla boğuşan ve sonunda bunalıma sürüklenen Türk aydınını işler. Oğuz Atay'ın kitaplarını özel kılan yaptığı toplumsal eleştiriler, herkesin yaşadığı ama kimsenin anlatamadığı sorunları ustalıkla gözler önüne koyuşu, en çokta hicivli ve nükteli anlatımıdır.
Oğuz Atay'ın tiyatro eseri oyunlarla yaşayanlar uzun yıllar tarih öğretmenliği yapmış ve bir şeyler yapma dürtüsüyle erken emekli olan Coşkun'un iç dünyasını anlatır. Tiyatro yazarı olmak isteyen Coşkun kendini bütünüyle bu işe adar. Hayatın gerçeklerine ulaştığını düşündüğü anda kendi hayatında çatırdamalar başlar. Oğuz Atay bize tutunamayan bir kahraman daha armağan eder.