Hangi renkten olursa olsun, lüks otomobiller cirit atıyordu İstanbul'da. Cins köpekleri andırıyorlardı. Hani kolay ve konforlu Hayatlar için dünyaya gelmiş ama bir şekilde yolunu kaybedip kendini yaban ortamlarda bulmuş asil, safkan köpekler gibi abes duruyor orada araçların çoğu.Hızlanacak yer bulamamanın sıkıntısıyla kıvranan yarış arabaları, en mahir manevralarla bile ufacık park yerlerine sığmayan arazi cipleri, sadece uzak ülkelerde ya da televizyon reklamlarında görülen geniş ve açık yollar için tasarlanmış pahalı sedanlar... Bunca lüks araba ve katiyen ilerlemeyen bir trafik. Üstü cilalı altyapısı eksik bir şehir.
"Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bir bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseye olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapamaz!"