Çünkü hicret bir
yerden başka yere
değil; bir bilinçten başka bir bilincedir.
Gerçek dönüşüm bilinçtedir.
Bunun en güzel örneği;
O dönem Mekke;
bilincin en düşük formudur. Cahiliyedir. Orası bir ticaret merkezi idi fakirlik veya bilgisizlik değildi sorun insanın kendini bilmemesinden doğan bir kendini kaybetmişlik hali idi.Dışta canlı ama içte çürümüştü.
Mekke de putlar vardır.Putlar yalnızca taştan olmaz.
Putlar; dünyaya tamah, onay ihtiyacı korku kontrol arzusu, **ben SADECE BU BEDENİM sanrısıdır. Özünü unutmaktır. Bu inançlar ve düşünceler senin hakikatine ulaşmanı engelleyen zincirlerdir.Bu putlar önce zihinde kırılmalıdır..
Onlar, Mekke'yi fethetmeden önce *† kendi bilincinde Mekke bilincini aşmıştır** Mekke' nin karanlık ve cehalet zeminini terk etmiştir.
Çünkü fetih dediğimiz şey önce içte olur.
İçinde hâlâ korku temelli inançların varsa bilincin eski temelinde ise; gittiğin her yer yer neresi olursa olsun bir şey degişmeyecektır, ÇUNKU BILINÇ AYNI DONUŞMEDI ISE; HAYAT DA DONUŞMEYECEKTİR.
Medine; *güvende hissetmenin vücûd bulmuş halidir. ,onlar Allah'ım himayesinde kendilerini o kadar güvende hissettiler ki; Medine bu güvenin imzası idi.
Hicret odur ki:
Artık eski benliğin seni taşıyamaz.
Aynı tepkiler, aynı savunmalar, aynı hikâyeler dar gelir.
Dünya denen üçüncü boyut zemini artık dar gelir. Ruh kendi özüne rucû eder.
Hicret,
"Ben artık korkularımla tanımlanmayacağım" deme cesaretidir.
"Beni ben yapan şey acılarım değil, hakikatimdir" deyip öz benliğini hatırlamaktır. Bu dünyaya hakikatimizi unutmuş geliriz burada yaşadığımız herşey hakiki özümüzü hatırlama yolculugudur.
Bu yüzden hicret kavramı zamansızdır**.
Her seni sınırlayan, benligini zehirleyen, dünyaya esir eden düşünceden, suçluluk, utanç, kim, öfke, hırs gibi zehirli düşüncelerden