Eğer biri kendini toplumdan ve yasadan ayırırsa insanlar onun ve onun gibilerin bir asi ve aralarından kovulmayı hak eden kötü biri olduğunu söylerler; düşmüş, kirli ve sadece ölüme yakışır biri...
Zifiri karanlığın sükûnetinde Cennet'in huzurunda kocam olarak seçilmiş olan erkeğe karşı yüreğimde aşkın kıvılcımlarının belirmesi adına yalvarırcasına dualar ettim. Fakat Cennet, dualarıma karşılık vermedi, çünkü sevgi ruhlarımıza Allah'ın emriyle iner, insanların isteğiyle değil. Böylece o adamın evinde, hem cinslerim esaretime imrenerek bakarken, ben kuşların kırlardaki özgürlüğüne imrenerek iki yıl geçirdim...
Virginia Woolf'un ceplerini taşla doldurarak ouse nehrine bıraktığı bedenidir. Sylvia Plath'in fırına sokup boğduğu dünyaya ‘ağır’ gelen kafasıdır. Tolstoy'un çok sevdiği tren garında donarak ölürken, üç gün sonra bulunan yırtık ayakkabısıdır… ömrün ortasına '35 yaş’ şiiri yazıp 46'sında ölen Cahit Sıtkı'nın kederi, istanbul'u gözleri kapalı dinlerken, belediye çukurunu görmeyip düşerek ölen Orhan Veli'nin kaderidir. Edebiyat, keyif almak için, yoksulluktan ve yoksunluktan bihaber yapılamaz.
~Murat Gülen