Tecellinin mekânı, ruhumuzun düğümü. Dört odalı ama bir han değil. İsteyen istediği odaya giremez. Peki ya hancı bu odaları içine girmek için değil de içindekini hiç çıkarmamak için yaptırdıysa?
Atalarımız nasıl ölçtüler, nerede biçtiler, belli değil ama söylediklerine göre bir insanın kalbini anlamak için yüz gün; insanın kendi kalbini anlaması içinse biraz daha fazla zaman gerekiyormuş, sonsuza kadar...
* Kalp soğuğu sevmezmiş. Soğuk, kalpte spazma sebep olurmuş. Siz siz olun soğuk insandan, soğuk sözlerden, soğuk şakalardan velhasıl her türlü soğukluktan uzak durun.
Anlaşılan o ki kalbin sık sık temizlenmesi, arınması gerekiyor. Tecrübeyle biliyorum, kalbi temizlemek insana büyük bir rahatlama hissi verir. Yeniden doğmak gibi bir şeydir. Kalbinizi hangi sıklıkta temizlerseniz melekût âlemine açılan kapılar da o sıklıkta size açılacaktır.
Kalp bizim yerimize anılarımızı saklıyor veya unutuyor, bizim için özlüyor veya terk ediyor. Üstelik beyin gibi algılama teferruatıyla oyalanmadan, doğrudan yapıyor bunu. Tıpkı hissederken doğrudan hissettiği gibi. Yine de hem zekâ hem de bilgi, beyinden ziyade kalbin içinde yaşıyor ve orada birbirine karışıp "anlayış" haline dönüşüyor.