Hayatın sayfalarını çevirmekte olduğumuz dramı, gerçek olayların aktarılmasındansa hikayeler anlatarak daha iyi ortaya konur. Hikayeler sadece, bir sekreterin toplantı tutanakları gibi, tam olarak ne zaman ne olduğu bildirilmek için tutulan “kayıtlar” değildir. Hikayeler gerçeklerden ziyade anlamlarla ilgilidir. Geçmişin öznel ve süslü anlatımıyla, geçmiş inşa edilir - tarih yapılır.
Kim olduğumuza ve kim olacağımıza dair anlayışımızın, zaman acımasızca geçip giderken soluklaşabilen, değişebilen ya da hatta güçlenebilen anılara dayandığının farkındadır.
Topluma ayna tutmak sözü tam anlamıyla bu kitabı ifade ediyor. Bireylerin ve toplumların algıları, zihniyet yapıları ve düşünce biçimlerini sadece inceleyen değil birebir aktaran da bir araştırma. Kitap, 2004 yılında yapılmış bir saha araştırmasının basılı hali ve dönemin toplumsal, siyasal ve kültürel meselelerini toplumun içinden seçilmiş pek çok deneğin özellikle siyaset ve dönemin problemleri ekseninde birebir düşünceleriyle somutlaştıracak aktarıyor. Bunu yaparken de dindarları ve laikleri sert ve ılımlı olarak gruplandırarak, kendi içlerindeki düşünce farklılıklarını da gösteriyor. Araştırma olması nedeniyle dili biraz akademik kalıyor ancak deneklerin bizzat düşünceleriyle destekleyince anlamak kolaylaşıyor. Kişilerin düşünce biçimlerini gruplandırarak sistematik bir şekilde incelediği için çok kıymetli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.