Bu kitaba bayılanların övgüler dizenlerin karşısında diyorum ki Türk edebiyatındaki herhangi bir eserin yanından dahi geçemez.
Bir Kore dizisi izliyormuş gibi, iyi yapımlı değil kötü ucuz bir Kore dizisi izliyormuş gibi hissettim okurken. Edebi bir derinliği yok, iyi bir kurgusu yok. Hadi el ele tutuşup şarkılar söyleyelim iyi insanlar da var minvalinde bir kitap.
Neyini beğendiniz ya?
Bu Nasıl Bir Kitap Böyle!
Bir çok fantastik kitap okudum lakin herhangi bir fantastik kitapta evren kurmaca gibi oluşturulmuşken Kalpsiz’in evreni o kadar gerçek o kadar yaşanılabilir ve olasıydı ki açıkçası bu kadar güzel bir fantastik okumamıştım henüz; tek kelimeyle büyüleyici bir kalem büyüleyici bir evren ve büyüleyici bir hikaye.
Hikayemizin aslı aslında Alice Harikalar Diyarında bulunan kötü kalpli kupa kraliçesinin geçmişi, o kalpsiz bir kraliçe olmadan önce hayallerine sıkı sıkıya sarılmış neşeli ve ümit dolu bir genç kızdan başkası değildi.
Olay örgüsü bazen çok yavaş ilerliyormuş gibi hissetsem de aslında yazarın her şeyi ilmek ilmek işlediğini son sayfaya kadar hissettim.
Tabii her kitapta olduğu gibi aşık olduğum ve nefretle dolup taştığım karakterler bulunuyor özellikle markiz ailesi; onlardan o kadar nefret ediyorum ki umarım ünvanlarınızı kaybedip artık soyu olmayan bir aile olarak sokakta aç olarak yaşar yaptığınız, söylediğiniz ve onu zorladığınız için her gün kahrolursunuz.
Hapkacı; bazen bam telime vuruyor beni deli ediyordun ama aslında her şeyi sevdiklerinin iyilikleri için yaptığını biliyordum ama benim cath’ime de çok gidiyordun!
Ve Jest… bu hikayenin kahramanı, meleği, Kalesi ve soytarısı. O kadar harikaydın ki o dünyaya fazla geldin, o kadar aşıktın ki kaderine boyun eğdin, o kadar sadıktın ki yok olup gittin-daha methiye dizerim de sana yetersiz kalır uzun lafın kısası sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun.
Lütfen bu kitabı okuyun okutturun
Kitabı yeni bitirmenin uyuşukluğu ve aceleciliği ile inceleme yaptığım için bazı görüşlerim doğal olarak abartılı gelebilir ama gerçekten eksiği asla olmayan bir kitaptı.
Birinci kitabın durgun olmasına karşın bu kitap başlar başlamaz gümbür gümbür ilerledi her sayfa başka bir olay ve her olayda başka bir çıkmaz sokak vardı, özellikle de 300. Sayfaya ulaştığımızda ki olaylar beni o kadar etkiledi ki bir nokta da artık ağlamaya bile başladım.
Yazarın 1. Kitapta bahsettiği en ufak detay bile 2. Kitapta harika işlenmişti gerçekten birbirleni tamamlayan bir seriydi uzun zamandır beni bu kadar tatmin eden bir kitap okumamıştım.
Harry Potter filmlerini kitapları okumadan önce izledim. Bu sebeple okumadığımı bilen ve seriyi çok seven arkadaşlarım bana sürekli olarak kitapların seriden çok daha iyi olduğunu ve kesinlikle en iyisinin de Zümrüdüanka Yoldaşlığı olduğunu söylediler. Hatta birçok incelemede de bu kitabın filmden çok daha iyi olduğunu aynı zamanda filmin en kötü uyarlama olduğunu söylüyorlar. Ben buna katılmıyorum. İncelemem film ve kitap arasındaki karşılaştırma şeklinde olacak.
Ben bu kitabın serinin en uzun kitabı olmasının sebebinin kesinlikle dördüncü kitabın uyarlamasının yönetmeni olan Mike Newell'in o zaman verdiği bütün röportajlarda (o zamana kadar çıkmış en uzun kitap olduğundan) kitabın çok uzun olduğunu bu sebeple tamamını okumamış olduğunu onlarca kez söylemiş olmasının bir etken olduğunu düşünüyorum. Kabul edelim ki Rowling buna takılıp buna uzun mu diyorsun al sana uzun kitap diyebilecek biri.
Kitabın giriş bölümü inanılmaz uzun ve sıkıcı. Kitabın ilk önemli olayı olan ruh emicilerle karşılaşları bile sayfalar sonrasında gerçekleşiyor. Bu kitabın odaklandığı şey Harry'nin ne kadar dışlanmış ve yalnız hissetmesi olduğundan dolayı kitapta olduğu gibi gizlice haberleri dinleyen yerine sıcak kurak bir parkta tek başına salıncakta oturan Harry ile başlamak bu hissiyatı çok daha iyi bir şekilde veriyor. Bu olaydan sonra Harry'nin Zümrüdüanka Yoldaşlığı karargahına gidişi sonrasında okula dönüşü neredeyse kitabın çeyreğine kadar devam ediyor bu da kitabını sıkıcılaştırmak ve gereksiz detaydan başka bir şeye yaramamış maalesef. Hele ki kitapta Molly ve Sirius'un annesinin portresinin aynı anda bağırdıkları bir sayfada hayatımda ilk kez bir kitabı okurken gürültü hissettim.
Karakterlerin yansıtılış şeklini de bu kitapta hiç beğenmedim. Sirius bu kitap boyunca depresif,