Sena

Sena
@Senaaalala
The happiest day-the happiest hour My sear'd and blighted heart hath known, The highest hope of pride and power, I feel hath flown.
2001
87 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Spoiler içerir
8/10
·368 syf.··
2025 1. kitabı
·
311 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2025 22:46
BU SERİYİ OKUMAYI O KADAARRRR ÖZLEMİŞİM Kİİ!!! Dizi izler gibi bir tat veriyor bu tarz polisiye seriler ve bu seri kesinlikle en en en sevdiğim. Bu kitap için konuşmak gerekirse oldukça uzun bir süre çıkmasını bekledim, böyle olunca da diğerlerine nazaran ince bir kitapla karşılaşmak beni üzdü. Zaten yazarın kaleminin pürüzsüzlüğü olsun, olayların sürükleyiciliği olsun akıyor gidiyor bir anda. O yüzden biraz daha kalın olsun isterdim. Sessizliğin Peşinde sekiz kitap içinde en beğendiklerimde ilk üçe girer kesinlikle. Olaylar çok ilginçti ve her polisiye roman okurken yaptığımdaki gibi bir şeyleri çözmeye çalıştım ama yazarımız yine çok izin vermedi bana..:) Her şey iyi hoştu lakiiin serinin gidişatıyla ilgili beni korkutan bir şey var ki o da Maeve ve Derwent arasındaki ilişki. Derwent hangi kitapta dahil olmuştu tam hatırlamıyorum (ikinciydi sanırım?) ama taa o zaman aklıma gelmişti bunların arasında bir şeyler olacağı. Bu kitapta da bunun sinyalleri ciddi şekilde verilmiş oldu ve ben bu ikiliyi aaasssla yakıştıramıyorum. Arkadaş olarak çok çok daha iyiler bence. Derwent'ın Maeve'e olan bu aşırı ilgisi bir kontrol altına alınmalı bence, hele hele Melissa'yla ciddi bir ilişkisi varken. Onun dışında yazarın serinin başlarında favori karakterim olan Rob'u öylece silip atması da hiç hoşuma gitmedi. Son yaptıklarından sonra favori karakter statüsünden çok aşağılara düşmüştü tabi ki ama keşke bu olaylar hiç olmasaydı da Rob-Maeve ikilisi birlikte kalsaydı, Maeve'in çalkantılı aşk hayatından çok polisiye olan kısma dayalı kalsaydı kitaplar. Her şey bir yana, tüm bunlara rağmen devam kitaplarının çıkmasını dört gözle bekleyeceğim. Umarım yayın evi bizi çok bekletmez ve bu güzel serinin heyecanına kapılmaya kaldığımız yerden devam edebiliriz.
Sessizliğin PeşindeJane Casey · Olimpos Yayınları · 2024613 okunma
Reklam
!!!Spoiler içerir!!!
Puan vermedi·324 syf.··
2021 2. kitabı
Körlük’ten sonra koşa koşa almıştım bu kitabı ve büyük de bir umutla başlamıştım. Ama çok da aradığımı bulamadım maalesef… Yazarın zor okunan üslubuna ya da anlatmak istediği şeye, vermek istediği mesajlara değil lafım; kitabın bütününe. Çünkü ilk sayfalarda biraz sıkmış olsa da özellikle son 100 sayfasını elimden hiç bırakmadan okudum, aktı gitti. Gelgelelim sonuna ulaşınca tam olarak “ee ne oldu yani?” tepkisini verebildim sadece… “Tüm bunlar neden oldu?” hala da soruyorum çünkü gerçekten anlamış değilim. Bu kitabın da bir devamı olsa, bazı şeylerin cevabını öğrenebilecek olsam bunları söylemezdim; biraz daha tatminkâr, bakın mutlu demiyorum, sadece biraz daha tatminkâr bir son isterdim. Hadi iç işleri bakanı şeref yoksunu bir insandı da sayın başbakan sen zaten mektubu ilk gördüğünde tavrını koymuştun ortaya, sonradan ne değişti? Başkentte doktorun karısını destekleyenlerin çoğunlukta olduğunu biliyorduk zaten, hatta komiserin mektubundan önce bile öyleydi sonrasında ne olmuştur kim bilir. E peki bu kadın ölünce halk daha da kötü hal almayacak mı, almadı mı? Grubun geri kalanına ne oldu? Doktora ne yaptınız? Boş oy olayını çözebildiniz mi? Bunlar gibi daha bir sürü soru var kafamda. Kitabı okurken Körlük kadar olmasa da gerçekten çok zevk aldım ama sonu tam bir hüsran oldu maalesef benim için. Aslında sonunu biliyordum daha kitaba başlamadan ama bu beni daha bir heyecanlandırdı çünkü doktorun karısını öldürmeye kadar giden olaylar silsilesini ve sonrasına dair varsa ipuçlarını bir an önce okumak istedim. Ne buldum? Hiçbir şey. Komisere ayrı üzüldüm, doktorun karısına ayrı üzüldüm, köpeğe ayrı üzüldüm; hayır, ondan ne istediniz ki… İlk başta sadece biraz daha tatminkâr bir son isterdim dedim ama iki kitapta da 600 küsür sayfa boyunca vahşete kötülüğe maruz kalınca
GörmekJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 202222,8bin okunma
SPOILER İÇERİR
9/10
·141 syf.··
2020 60. kitabı
Alışık olmadığımdan olsa gerek ne zaman elime bir Tanzimat Dönemi eseri alsam hep bir yarım bırakma düşüncesi oluyor kafamda. Çünkü dilleri bana çok garip geliyor ve bir türlü benimseyemiyorum. Bu yüzden bu eserleri hep bir önyargıyla alıyorum elime. İntibah'a da aynen öyle başladım. Yazarın sayfalarca asıl olaylara gelmemesi, şimdiki kullandığımızın dilden uzak anlatım şekli, upuzun cümleler ve anlamını bilmediğim kelimeler... Tüm bunlara rağmen bir şeyi yarım bırakmayı sevmediğimden dayandım ve devam ettim. İyi ki öyle yapmışım diyorum çünkü kitap, sayfaları çevirdikçe beni içine almayı fazlasıyla başardı. Tanzimat romanlarındaki karakterlerin tek yönlü oluşunu burada çok net bir şekilde görebiliyoruz. İyi tamamen iyi, kötü tamamen kötü ve bunlara ek olarak salak da tamamen salak. Evet, bu sonuncusu kitabın ana karakterlerinden Ali Bey içindi. Bir insan nasıl bu kadar saf olabilir, öfkesine nasıl bu derece yenik düşebilir... Mehpeyker'in Dilaşub için kurduğu tuzaktan sonra Ali Bey'de tam olarak Othello'yu gördüm, okuyanlar beni anlayacaktır. Neyse ki sonları aynı olmadı derken daha da beteri oldu. Aslında Fatma Hanımefendi ve Dilaşub dışında herkes hak ettiğini buldu diyebiliriz. Mesela Mehpeyker kesinlikle ölmeliydi çünkü ona başka bir ceza verilecek olsa o, olayı yine kendi lehine çevirmeyi başarırdı. Onun için Ali Bey'e yalvararak, kendini küçük düşürerek ölmesi onun için en büyük ceza oldu. Ali Bey'in de geç olsa da aklı başına geldi ve vicdanıyla baş başa kaldı. Aynı zamanda onu en çok seven kişileri de kaybetti. Onun için de bundan daha büyük bir zülum olamazdı. Abdullah Efendi ve Hırvat da kitabın sonunda kısaca bahsedildiği üzere layık oldukları sonu buldu. Tüm bu karakterlerin sonunda cezalarını çekmelerinin de kitabı sevmeme çok büyük bir katkısı oldu,
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,1bin okunma
(RIZZOLI&ISLES SERİSİNİN İLK KİTABI OLAN CERRAH'A DAİR SPOILER İÇERİR)
5/10
·390 syf.··
2020 58. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2020 13:48
Serinin ilk kitabını çok beğenmememe rağmen hemen vazgeçmeyip ikinci kitabını da okumaya karar vermiştim. Fakat ne yazık ki ikinci kitabı Cerrah'tan da az sevdim. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle ilk kitaptaki gibi katili kitabın çok sonlarına doğru tanıyoruz ve bize çözecek bir bulmaca kalmıyor. Yine ilk kitaptaki gibi burada da Warren Hoyt yani Cerrah önemli bir karakter ve bazı olayları onun gözünden okuyoruz. Kısacası serinin ilk kitabından çok da farklı bir şeyler vermemiş yazar bize. Çırak'ı sevemememin önemli nedenlerinden bir diğeri de Rizzoli. Tamam, kadın kitabın baş karakteri ama yazar gözümüze gözümüze sokmuş resmen. Öyle ki Warren Hoyt, Catherine Cordell'i bile unutmuş fena halde Rizzoli'ye sarmış, tek derdi o. Ben Jane'e bu kadar yer verilmesindense diğer karakterleri biraz daha iyi tanıyabilmeyi isterdim açıkçası. Mesela Gabriel Dean'i çok sevmiştim onun hakkında daha çok şey öğrenmek isterdim. Aynı şekilde Isles'ı da daha çok okumak isterdim. Serinin adı güya Rizzoli&Isles diye geçiyor ama kadına toplasan 10 sayfa yer verilmemiş. İlk kitapta hiç yoktu zaten o yüzden burada bol bol görürüz sanıyordum ama yanılmışım. Bunun dışında ilk kitaba göre daha başarılı buldum diyebileceğim tek bir özelliği vardı, o da Cerrah'taki kadar tıbbi terim kullanılmamasıydı. Bu beni çok rahatsız etmiyordu zaten ama yine de daha akıcı olmuş bu şekilde, kolayca okunabiliyor. Kitabı baya yerin dibine gömdüm gibi oldu ama her şeye rağmen üçüncü kitapla bir şans daha vermeyi düşünüyorum seriye. Çünkü Isles'ı da tanımak istiyorum ve Dean, Frost ve Moore gibi karakterleri ilerde daha çok göreceğimizi umuyorum. Aynı şekilde Rizzoli'nin ailesiyle olan ilişkisini de merak etmiyor değilim, onlar hakkında da daha çok şey öğrenmek istiyorum. Ama Günahkar'da da aradığımı bulamazsam
Çırak (Ciltli)Tess Gerritsen · Martı Yayınları · 201111,5bin okunma
9/10
·72 syf.··
2020 57. kitabı
Arkasındaki notlarla birlikte 68 sayfalık, kısacık ama oldukça etkileyici bir kitap. Bu notlardan öğrendiğim kadarıyla yazar hayatında ona bu eser için ilham verecek bir salgına tanık olmamış, buna rağmen olayları çok gerçekçi yansıtabilmiş. Salgınla birlikte uygarlıkların yok olması ve hiyerarşik düzenin tersine dönüşü de çok güzel anlatılmış. Kitabı koronavirüsle mücadele ettiğimiz şu günlerde okuyunca karakterlerin korkularını da çok daha iyi anlayabildim. Şu an yaşadıklarımız Kızıl Veba'daki kadar ağır olmasa da kitabın çevirmeninin de notlarında belirttiği gibi: "...hiçbir pandeminin Kızıl Veba gibi uygarlığımızı çökertmeyeceğini umalım; insanlığın yüz on yıl öncesinden bu yana büyük ilerleme kaydettiğini, romandaki şiddet sahnelerinin tamamen gündemimizden çıktığını gönül rahatlığıyla söylemek, o kadar da kolay değil."
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Reklam