sena

1999 yılında Bill Clinton TBMM'de yaptığı konuşmada sık sık Atatürkʼe atıf yapmış ve “Hepimiz Atatürkʼün sayesinde buradayız” demişti. Clinton'un konuşmasında sıklıkla Atatürk'e vurgu yapması, dönemin 28 Şubat atmosferiyle yakından ilişkiliydi. Clinton'dan yakaşalık 10 yıl sonra Meclis' te konuşan Şimon Peres ise Ak Parti ağırlıklı bir meclise konuştuğunun farkındaydı. Peres konuşmasında Osmanlı'ya atıflarda bulundu ve Osmanlı padişahı Sultan II. Beyazıt' tan “Bilge Sultan” olarak bahsetti ve konuşmasını “Büyük Türk şairi Cahit Sıtıkı Tarancı'nın samimi sözlerini çok severim diyerek “Memleket İsterim” şiirinin dizeleriyle bitirdi. Peres, Türkiye halkının içinden bir şairin diliyle İsrail' in Filistin topraklarını işgalini “memleket” gibi duygu ağırlıklı bir değer üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyordu.
Siyaset, kültür, tarih ve sosyal içerikli pek çok konuda algı yönetmenleri ve manipülatörler bize fotoğrafın sadece kendi işlerine ve kendi politikalarına yarayan tarafını göstermektedir. Eğer bizler fotoğrafın sadece bize sunulan kısmıyla yetinirsek, gerçeği ve dolayısıyla ne olup bittiğini, neler olup biteceğini anlamamız mümkün olmayacaktır.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Örneğin, eğer yolsuzluğa bulaşmış birinin babası imamsa, haber; “İmamʼın Oğlu Hırsız Çıktı” manşetiyle verilmektedir. Haberde hırsızlıktan ziyade, hırsızın babasının kimliği öne çıkarılmakta; “Dinden, imandan, ahlaktan bahseden adamlara güven olmaz” mesajı verilmektedir. Mesela şöyle bir haberle muhtemelen hiç karşılaşmamışızdır: “Elektrik Mühendisinin Kızı Alkollü Araba Sürmekten Ceza Aldı.”
Sayfa 87·Kitabı okuyor
Bilgi kirlenecek, internet bir bilgi çöplüğüne dönüşecek. İnsanlar çok bilecek ama az muhakeme edecek. İnsanlar çok bilecek, ama sahip oldukları bilgiler arasındaki ilişkiyi göremeyecek. Bu bilgi onların daha doğru kararlar vermesini sağlamayacak! Hz. Aliʼnin söylediği “İlim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı.” sözü, bilgiyle kirletirlen günümüz dünyasını tahrif ediyor gibi.
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Gerçekte camii küresel ölçekte algıları yöneten uzmanlar tarafından bütün planları alt üst edebilecek en tehlikeli mekân olarak kodlanmıştır. Batı reform ve rönesans hareketlerinin sonunda Kilise'yi etkisizleştirmiş; rolünü “din işleri” ile sınırlandırılmıştır. Kilise zamanla sadece ilahilerin okunduğu ve duaların edildiği bir mekan haline gelmiştir. Kilisenin ve din adamlarının sözlerinin kilise duvarlarının dışına taşması çok mümkün değildir. Kilise, günümüzde çevresinde olup biten her şeyi gören ama hiç bir şeye müdahale edemeyen felçli hasta gibidir. Ülkemizde de camiler zaman içinde bu duruma getirilmek istenmiştir. Bilgiden, öğretimden, güncelden ve hayattan kopuk bir dini mekânın; okulda üretilen bilgiyi test etmesi ya da bu bilgiyi alternatif oluşturması da, doğaldır ki, beklenemez.