Kadınlar, bağımlılık ihtiyaçlarını, bu ihtiyaçların normal ve sağlıklı olduğu gelişim evresinden çok sonraları bile korumaktadır, başkalarından habersiz ve daha da kötüsü kendimizden habersiz, bağımlılığı içimizde bir autoimmune hastalığı gibi taşıyoruz. Bunu ana okulundan üniversiteye, mesleğimize ve evliliklerimize taşıyoruz. Ice Maiden’in kalbindeki gümüş tabak gibi kocalarımızla arkadaşlarımızla hatta çocuklarımızla olan ilişkilerimizin derinliklerinde bağımlılık yatıyor. çoğu zaman, bir çoğumuz için her zaman, kendi ayaklarımızın üstünde durmak istemeyişimiz dikkati çekmiyor, çünkü bizden beklenen bu. Kadınlar ilişki yaratıklarıdır. Beslerler ve ihtiyaç duyarlar. Yıllarca, bize bunun doğal olduğu söylendi. Ve bunun bizi sakatlamasına rağmen sorgulama gereği bile duymamışız.
Burada söz konusu olan şeyin öğrenilmiş çaresizlik değil, öğrenilmiş umutsuzluk olduğu tezini işlemişlerdir. Bu yeni teoriye göre insanı eylemsizliğe iten şey, gerçek durumun çaresizliği değil, kişinin öznel bir şekilde çaresiz olduğuna inanmasıdır, yani umutsuzluktur.
FOBİLER, kadının yaşamına, gizli bir veba gibi sızmıştır. Bu, uzun yıllar süren toplumsal koşullandırmayla ortaya çıkmıştır ve bugün çok daha sinsidir, çünkü öylesine baştan aşağı yabancı değerlere gömülmüşüz ki bize ne olduğunun farkına bile varmıyoruz.
Kadınlar, korkmaktan vazgeçmedikleri sürece özgür olmayacaktır. Kendimizi becerikli ve bütün hissetmemize engel olan kaygıları aşma sürecine başlayıncaya kadar, yaşamımızda gerçek bir değişme, gerçek bir özgürleşme olmayacaktır.