__
Ben bu dünyaya, bir yanlışın altını simsiyah çizmek için gelmişim. Gövdem; ruhumun dar geldiği, pencereleri hep içe açılan bir kiralık oda. Ve ben her sabah yeniden kurulan o korkunç sahnede, kendi yokluğuma çarparak uyanıyorum. Sanki bir ceset kendi katiliyle aynı yatakta gözlerini açıyor. Her defasında aynı korku ile büyüyor gözbebeklerim.
Ey yeryüzü! Senin o çok övülen güneşin, şairlerin öve öve bitiremediği güneşin, benim içimdeki bu soğuk mermeri ısıtmaya yetmedi, yetmeyecek de. Bir kış ayazının yüzümü kamçılaması bile, senin o yalancı sıcaklığından daha sahici. Buradayım, evet ama hiçbir yere ait olmamanın o sonsuz konforuyla. Kendi uçurumumun kenarında, kendimi bekliyorum. Cebimde biriken hüzünleri rüzgâra savurarak,
belki bir vapur düdüğünde, belki bir meyhane masasında hiç gelmeyecek olan o "kendimi" selamlıyorum.
__