“Alışılmış, kişiye güven vermesi gereken onca kurala ve toplumun aldığı güvenlik önlemlerine karşın, insan yalnızdı, çaresizdi. Böylesine bir yalnızlık, çaresizlik duymak için ille de çocuk olmak gerekmiyordu…”
İçinden kopan küçük,ürkek, gene de kararlı bir şey yukarılara, daha yukarılara doğru tırmanıyordu. “Yüreğim mi bu benim?” diye sordu kendi kendine. “Yüreğimin ardından gidemiyorum. Şimdi nerelerde kim bilir? Sokaklara, insanlara, renk renk ışıklara taa tepeden bakmak nasıl olur ki? Bizim evin oralardan kentin ışıkları görünüyor. Uzaktan bakınca başka bir şey olıyor kentin ışıkları…”
...
Sen hep giden biriydin Ahmet,
Ben ise seni kalbinde tutmaya çalışan bir kadın.
Bak, yerçekimi ne kadar da hoyrat bugünlerde
Bana bıraktığın eşyaların ne kadar da yabancı.
Senin adına yollar aştım, sensiz geçen zamanları yaktım.
Senin adına neler yapmadım ki ben Ahmet.
Ama zaman yine de hırpalanmış bir tül perde gibi durdu aramızda
Ne seni örtebildi ne de beni saklayabildi.
....