Durmadan yürüyordu.Kendini toparlamak,biraz rahatlamak için içinde dayanılmaz bir istek vardı.Ama ne yapmak,hangi çareye başvurmak gerektiğini bilmiyordu.Her dakika gittikçe artan engellenemez yeni bir duyguya kendini kaptırmaktaydı.Bu duygu,her rastladğına,çevresindeki her şeye karşı kendisinde uyanan bir çeşit sonsuz tiksinmeydi.İnatçı,yabani,öfke ve nefret dolu tiksinti...
Bir insanın bundan daha fazla kendini ihmal etmesi mümkün değildi.Ama Raskolnikov'un,bugün içinde bulunduğu ruh haline göre bu durum hoşuna bile gidiyordu.Kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağa gibi,herkesten tamamen uzak yaşıyordu.Hatta ona hizmet etmek zorunda olan,bazen kapıdan başını uzatan hizmetçi kızın yüzü bile onda öfke ve şiddetli bir tiksinti uyandırmaktaydı.Bütün dikkatlerini bir noktaya toplayan bazı ruh hastalarında bu hal görülür.
BU YAĞMUR
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden...
Necip Fazıl KISAKÜREK