İnsan hep içinde nerden geldiğini bilmediği, yoğun ama görünmez bir suçluluk duygusu ve utanç taşır. Bu şarıl şarıl akan bir musluk gürültüsünde değil, tam tersine sessizce sicim gibi akan ve ne kadar uğraşsan da hiçbir zaman tam kapatmayı başaramadığın bir musluk gibidir. Ara ara rahatsız edici ama görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz bir musluk!
Her ailenin kendi içinde sürekli oynadığı psikolojik bir oyun mevcuttur ve bu oyun doğrultusunda her ailenin sorunlara bakış açısı ve çözme şekli farklıdır. Kimi ortalığı yıkar, kimi hiçbir şey yokmuş gibi davranır, kimi sorunu başka yöne çevirir... Oyunlar farklı farklı olsa da oyunun baş karekterleri belli başlıdır. Kurban, kurtarıcı ve zorba. Bu üç rol farklı senaryolar eşliğinde hayat bulur.
Çocuk, bakıma muhtaç olarak dünyaya geldiğinden çaresizdir. İlk başlarda bunun farkında olmasa bile zamanla bu duygu ona başkaları tarafından hissettirilir. Anne-baba aralarında hangi rolleri paylaşmışsa, çocuğun rolü de buna göre şekillenir. Bu roller değişkendir. Kurban, kendi kurban örüntüsünden sıyrılabilmek istediğinde bazen kurtarıcı olur; kurtarıcı olması istenmediğinde zorbaya dönüşebilir. Bu dönüşüm zorba ve kurtarıcı için de geçerlidir. Bu üç ana rol, duruma, zamana, yere ve kişiye göre sürekli şekil değiştirir.
Yetişkin kendi duygusal olgunluğuna erişememişse, oyun bilinçsizce oynandığı için daha tehlikeli bir hal alır; çünkü çocuk bu sağlıksız örüntüyü normali olarak kabul etmeye başlar. Kendi karakterini bu çarpık yapı üzerine kurar. Savunma mekanizmaları, seçimleri, hayata bakışı, kendine bakışı, dünyayı algılama şekli de bu çarpıklıkta gelişir.
Anne-babalar genelde çocuklarını kontrol edebilmek ve istediklerini yaptırabilmek için suçlama ya da utandırma yöntemini kullanır. İşin içine zorbalık da girdiğinde korku yaptırım