"Biricik, özerk, bağımsız ve tanımsız, ama "bütün"e, kökene bağlı olarak yaşama güçlüğü bir tamlık arsuzu ortaya çıkarır; özellikle en derinlerinde bir eksikliği, bir yokluğu taşıyan kişilerde...
'Öteki'nin varlığı bu yokluk hissini bitiren, eksikliği tamamlayan olur. İçindeki yokluğun ızdırabını çeken insanın ilişkilerine girmesi ne kolaydır manipülasyonun. Manipülatör kişi bu yokluğu taşıyanı arar, yokluğu hisseden ise duygusal bağımlılığa yatkın olduğu için kendini Manipülatöre kolayca teslim eder.
Karakter inşasının erken dönemlerinde kişinin ruhunda meydana gelen çatlaklardan içeriye sızar manipülatör...
Erken çocukluk döneminde bebek bakım vereninin bakışında, sözlerinde, okşayışında onun sevgisini görür. Kendini kabulün ve sevmenin ilk evresi budur, daha ileride başkalarını sevmesini ve başkalık duygusunun, hayatımızdaki başka insanlara yönelik bakış açımızın oluşturulduğu öncüleri bu nokta belirler. Eğer bu ilişkimiz tatmin edici biçimde oluşmuşsa kişilik gelişimimiz, iletişim becerilerimiz ve düşünce yapımız yani kimliğimizi oluşturan yapılar sağlıklı bir şekilde oluşur. Bu gelişim zorluklarla karşılaştığında, çocuk bakım vereninin dikkatine, özenine maruz kalmadığında kendisine ve ilk 'başkalarına' dair olumsuz bir şema oluşturur, varlığına dair kocaman bir boşluk vardır ve ağır bir ıstırap duyar. Bu ıstırap duygusu zamanla savunma mekanizmalarıyla yaşamayı öğretir. Patolojinin başladığı nokta da burasıdır. Duygusal ilişkilerinde manipülasyonu kullananın da, manipülasyonun kurbanının da oluştuğu nokta burasıdır. Manipülatör boşluğunu diğerinin eksikliğinden faydalanarak, onun yokluklarını konuşarak, onu daha çok yok ederek doldurur. Diğerinin eksikliği üzerinden kendini var eden manipülatör narsist bir sapkın oluşur. Kurban ise narsistin taşan baskınlığında