Yerin seni çektiği kadar ağırsın, ama düşlerindeki bulutlar kadar hafif… Toprak seni tutmaya çalışırken gökyüzü kanat çırpışlarını çağırır. Kanatların rüzgarla savaşacak kadar cesur, ama gece yarısı yıldızlara uzanamayacak kadar kırılgan. Kalbinin her atışı bir şiir, her nefesi içinde yankılanan bir türkü gibidir. Gözlerin, yalnız gördüklerini değil, görmek istediklerini de taşır. Derinlere inen bakışların, bir okyanusun dinginliğini ve dalgalarının hırçınlığını barındırır.
Sevdiklerin kadar güçlü, hayal kırıklıkların kadar yaralısın. Her yaranda saklı bir hikaye var; bir kısmı güneşin altında açmış bir çiçek, bir kısmı yağmurun altında unutulmuş bir hatıra. Affettiğin kadar hafiflersin, ama bağışlamak bir bahar sabahında açan ilk çiçek gibi zaman alır. Çünkü insan, nefret ettiği kadar karanlık, sevdiği kadar aydınlıktır.
Her renk bir hikaye anlatır. Göz kapaklarının altındaki gölgeler yorgunluklarını, dudaklarındaki kıvrımlar suskunluklarını saklar. Karşındaki insanın gördüğü renk, aslında senin ruhunun fısıldadığıdır. Hayat, yaşadığın kadar değil, ruhunda yankılanan her anı hissedebildiğin kadardır. Çünkü hissetmek, varoluşun en saf ve sessiz çığlığıdır.
Zaman, kum saatinden akan taneler gibi… Elinden kayıp giden anların, avucunda kalabilen birkaç tutam anıdır. Sevdiğin kadar insansın, çünkü sevgi, ruhunun en berrak aynasıdır. Gözyaşların, kalbindeki fırtınaların izleridir; gülümsediğin her an ise o fırtınanın ardından çıkan bir gökkuşağı. Ağlamaktan korkma, çünkü gözyaşı, insanın en gerçek dua edişidir.
Güneşin doğuşunda saklı bir umut var; her sabah gökyüzüne yazılan bir şiir gibi. Unutma, her yağmur damlası seni ıslattığı kadar temizler. Her kar tanesi, soğukluğu kadar masum bir öpücük bırakır. Kendini yalnız hissettiğin anlarda, ruhunun derinliklerinde saklı