Bir çiçekçi dükkanının önünde kalıvermiş olduğunu neden sonra fark etti. Aslında sevmiyordu bu rayihasız, soluk, göstermelik şeyleri. O kokusuz karanfilleri, o güllüğünden cana yakın ne varsa kaybetmiş camekân güllerini. Yine de ölesiye istediği olmuştu karlı, çamurlu bir iş dönüşü elinde menekşeler veya ne olduğunu ilk bakışta çıkaramadığı bir demet çiçekle Engin'in her zaman buluştukları yerde kendisini beklemesini. Oysa sıkıntılı, puflamalarla bekletilmiş olduğunu bas bas bağıran yıkık kaşlarla ufuklara bakarken bulurdu onu. Yine de bulurdu ya… 
Varlığını bilinmezlik toprağına göm. Gömülmeyen şey sabit olmaz. Dünya sûretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar? Huzura girmeden önce tevbe sularında yıkan kader teneffüs ettiğin her nefeste seninle. Kendine uzaktan bakmayı öğren. Hicret ve niyetin kimin için? Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak düşün… Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor terk e mâni olan ne? İbadet ve taat ile neşveli değilsen zaten ölüsün. Marifetin mukabili inkar, ilmin mukabili cehalettir. Melâl içindesin. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. Merak ve endişe içindesin. Demek ki hakikati göremiyorsun. Karamsarlığın kaynağı ışıktan uzak durmaktır. Bidayeti parlak olanın nihayeti de parlaktır. Gönül eri garîb olmaz.
(Ataullah İskenderî'nin Hikem-i Ataiye'sinden ilham ile)