Sena

Anda bulunmayı “carpe diem” yani “Anın tadını çıkar, hazzına var, önünü sonunu düşünme, gününü gün et..” diye anlıyoruz. Oysa o anı, yaşa diye bize veren yüksek bir hakikat, vazgeçilmez bir kıymet, ruhumuzu diriltecek bir pınar, asaletimizi koruyacak bir kaynak değil; tersine tüketim kültürü. “Al, kullan, at ve hemen bir sonraki ürüne yönel.” diyen vahşi kapitalizm ve onun topluma musallat ettiği tüketim çılgınlığı. Zaman kavramımız bu yüzden atomize oldu, daraldı, kısalsı, yüzeyselleşti, nicelikselleşti ve değersizleşti. Biz bu süreçte zamanın bereketini ve kalitesini yitirdik. O yüzden uzun vadeli düşünemiyor kısa vadeli kolay kazanımlar peşinde koşuyoruz. Oysa stratejik düşünmek demek, tüm unsurları dikkate alarak uzun vadeli plan yapmak demektir.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan neye talip olduğunu bilmeli. Geçici olana talip olursanız isminiz, ününüz, şanınız, şöhretiniz, makam mevkiniz de geçici olur. Eninde sonunda geçip gider. Bâki olana talip olursanız size ona göre bir yetenek seti verilir. Kapılar ona göre açılır. Bâki olanla yaşar, onunla anılırsınız. Sonlu varlığınızı sonsuz olana ekleyerek ebedî olana bir yerinden tutunursunuz.
Allahu a’lem; “Allah en iyisini bilir…”
Evren bize diyor ki: “Ey insan, nasıl tüm âlem her an yeniden yaratılıyorsa sen de her sabah güneş gibi yeniden doğ. Bismillah de, yeni bir başlangıç yap. “Bitti” dediğin yerde bir kapı daha açılacak. Kapıyı ara. Işığı ara. Asla umudunu kesme. Sonsuz yaratılış döngüsü içinde yoluna devam et. Durma, yürü!” Gamına gamlanıp olma mahzun Demine demlenip olma mağrur Ne dem bâki ne gam bâki, ya Hû… Bil ki bunların hepsinin üstünde bâki olan, sonsuz olan, kalıcı olan Hû yani Allah’tır. Kendini O’na bağla, O’na tutun. Gerçek mana, özgürlük ve mutluluk bundadır.
İnsan bir araba, toplum bir makine, varlık bir sanayi ürünü değil. Modern bilimci (scientism), her şeyi öngörünebilir, kontrol edilebilir, kurgulanabilir ve planlanabilir bir mühendislik projesine indirgemek istiyor. Adam Smith’in “görünmez el” dediği eli her yere yerleştirerek ama kendini hiçbir zaman göstermeyerek büyük bir oyun oynuyor bizimle. “Kontrol sende.” Diyerek kontrol ediyor En başta tercihleri sana o veriyor. “Bunlardan birini seç. Bak, seçme özgürlüğü verdim sana.” diyor ama sen o tercihlerin dışında bir başka alternatifi talep etme hakkına sahip değilsin. Kapitalizm, tüketim çılgınlığının, teşhir kültürünün dışına çıkma şansının olup olmadığını sorduğunda “O yok!” diyor ve sesini kısmak için sana gerici, yobaz, çağ dışı, oyunbozan vs. gibi isimler veriyor. “Bu yapının kendisi çağ dışı, insan onuruna aykırı istemiyorum” dediğinde çok sert bir biçimde “Hayır.” diyor ve itirazını siyasi, dinî, psikolojik yönlerden incelemeye başlıyor. Topluma “Bu adamın ne derdi var?” dedirtiyor. Zira herkes “kontrol bende, istediğimi tercih edebilirim.” modunda. Eflatun’un mağarasında, zincire vurulmuş kölelerin ayaklarındaki zincirlerin farkında olmamaları gibi modern insan da dijitalizmin ellerine ve ayaklarına vurduğu prangaların farkında bile değil.