Okumalı mıyım yoksa binlerce kitaptan,
İnsanların nasıl kendilerine eziyet ettiklerini,
Arada bir mutlu birilerinin yaşamış olduğunu,
Ne sırıtırsın bana doğru içi boş kafatası? Beynin benimki gibi bir zamanlar karışmış halde
Özlemini çektin ferah günlerin ve alacakaranlıkta
Gerçeği bulma arzusuyla, sürdürdün arayışlarını acınacak durumda.
Öyleyse bana yeniden o zamanlarımı ver,
Henüz olgunlaşmakta olduğum dönemleri:
Bir arada sıkışıp kalmış şarkıların,
Hep yeniden doğduğu,
Sislerin dünyamı perdelediği,
Tomurcukların henüz mucizeler vaat ettiği,
O zamanlar ki binlerce çiçeği koparmışım sapından,
Vadileri baştan aşağı kaplayan.
Sahip değildim hiçbir şeye ama yetiyordu bana,
Gerçeği aramak ve yanılgının hazzı,
Gem vurmadan o güdüleri,
O derin, acılarla dolu mutlulukları,
Nefretin gücünü, aşkın kudretini
Ver bana geri, gençliğimi!
“Açıkça görüldüğü gibi ne isem o olarak kabul edin beni; okumayı kolaylaştıran, tanınmayı sağlayan, kekeleyip duran bir okul çocuğuna bile kendini açan bir düzenleme ve form içinde yer alan ve birbirlerinin yanına konmuş olan harflerim ben, bir piponun önce ocağı sonra sapı olmak için, kendimi toparlaklaştırmaya ve daha sonra uzatmaya kalkışmıyorum; ben şu anda okumakta olduğunuz sözcüklerden başka bir şey değilim.”